Ortadoğu halkları kendi kaderlerini kendileri tayin etmelidir. IŞİD artığı HTŞ’ye yapılan tüm yardımlar derhal kesilmelidir. ABD emperyalizminin güdümünde, sermaye sınıfının çıkarları ve iktidarın gerici ideolojisi doğrultusunda yürütülen saldırgan dış politikaya dur denilmelidir.
AKP iktidarı tarafından desteklenen HTŞ yönetimi, geçtiğimiz hafta Halep’te Kürtlerin yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik kapsamlı bir operasyon gerçekleştirdi. Bu saldırılarda onlarca kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, on binlercesi yerlerinden edildi. Suriye’de iktidara taşınan IŞİD artığı HTŞ çetesi ile İsrail arasında, ABD’nin girişimi ve garantörlüğüyle varılan anlaşmanın hemen ardından bu saldırıların gerçekleşmesi dikkat çekti.
Ortadoğu’da kurulmaya çalışılan yeni dengede bir yandan İsrail Suriye topraklarını fiilen işgal etmektedir. Öte yandan bölgenin en çok acı çeken halklarından biri olan Kürtler, Şam’daki gerici rejime zorla boyun eğdirilmeye çalışılmaktadır. Kürt halkının bugüne kadar elde ettiği tüm kazanımlar gasp edilmek istenmektedir. Tüm bunların sonucu, bölge halkları için daha fazla kan, gözyaşı, çatışma ve katliam olacaktır.
Farklı etnik ve dinsel kimliklerin birlikte yaşadığı bu coğrafyada, son bir yıl içinde Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlar hedef alındılar. Bugün ise saldırıların merkezine Kürtler yerleştirilmiş durumda.
SDG’nin ABD ile sürdürdüğü müttefiklik ilişkisine rağmen bu saldırılar gerçekleşmiştir. Bu şaşırtıcı değildir. Zira ABD ve İsrail açısından önemli olan kendi sefil çıkarlarıdır. Bu saldırı, ABD-İsrail ikilisinin çıkarları gerektirdiğinde, müttefiklerini de kolayca gözden çıkarabildiğini ortaya koymuştur. Emperyalizme bel bağlamanın sonuçsuzluğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Bu saldırılarda Türkiye’deki saray rejimi de aktif bir rol oynamaktadır. Bir yandan büyük bir ikiyüzlülükle Türk-Kürt kardeşliğinden söz edilmekte, “süreç” söylemleriyle kitleler oyalanmaktadır. Öte yandan ise HTŞ’nin hamiliği üstlenilerek bölgedeki çatışma körüklenmekte, HTŞ’ye askerî ve lojistik destek sunulmaktadır. Bu tutum, AKP’nin barış değil savaş siyaseti yürüttüğünün yeni bir göstergesidir.
Ortaya çıkan tablo nettir: Ortadoğu’da emperyalizmin kirli politikaları doğrultusunda, AKP iktidarının da parçası olduğu kirli ve kanlı bir oyun sahnelenmektedir. Bölge halkları bilinçli bir biçimde birbirine düşürülmekte, IŞİD artığı barbar çeteler kullanılarak katliamların önü açılmaktadır.
Bu nedenle şu gerçeğin altı özellikle çizilmelidir: Suriye’de yaşananlara “HTŞ-SDG çatışması” olarak bakmak yanıltıcıdır. Yaşananlar, emperyalistlerin Ortadoğu’da kendi hegemonyalarını pekiştirmek uğruna bölgeyi bir kan gölüne çevirmesidir. Bunun bedelini ise Alevisiyle, Dürzisiyle, Kürdüyle, Süryanisiyle, Ezîdîsiyle ve Türkmeniyle bölgenin yoksul emekçi halkları ağır bir biçimde ödemektedir.
Dışarıda HTŞ’ye tam destek veren AKP, içeride de yoğun bir şoven propaganda yürütmektedir. “Terör” ve “beka” söylemleriyle emekçilerin bilinci bulandırılmakta, Kürt halkına yönelik düşmanlık körüklenmektedir. Türkiye işçi sınıfı, bu barbar saldırıların dolaylı destekçisi haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Bu saldırganlığa sessiz kalmak, dolaylı ya da dolaysız destek vermek, bölge halklarına yönelik vahşeti meşrulaştırmakla kalmayacak, Türk ve Kürt emekçiler arasındaki güvensizliği de derinleştirecektir. Saray rejiminin saldırgan politikalarının ekonomik ve sosyal faturasını işçi sınıfının sırtına yükleyecektir.
Dolayısıyla Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin görevi açıktır. HTŞ saldırılarına ve saray rejiminin bu saldırılara verdiği desteğe karşı çıkmaktır. Emperyalizmin ve siyonizmin Ortadoğu politikalarına karşı net ve ikirciksiz bir tutum almaktır.
Ortadoğu halkları kendi kaderlerini kendileri tayin etmelidir. IŞİD artığı HTŞ’ye yapılan tüm yardımlar derhal kesilmelidir. ABD emperyalizminin güdümünde, sermaye sınıfının çıkarları ve iktidarın gerici ideolojisi doğrultusunda yürütülen saldırgan dış politikaya dur denilmelidir.
Bu yönde atılacak her adım, başta Kürtler ve Türkler olmak üzere bölge halkları arasındaki birlik ve kardeşliği güçlendirecek, işçi ve emekçilerin ortak mücadelesinin önünü açacaktır. Ortadoğu’ya barış ancak “işçilerin birliği halkların kardeşliği” ile gelecektir.