Doruk Madencilik işçilerinin direniş iradesini örnek almak, haklı gururunu paylaşmak ve büyütmek gerekiyor. Daha fazla utanmamak için Doruk Madencilik işçisi gibi direnmek gerekiyor.
Bir ülke düşünün… İşçilerin verdikleri emeğin karşılığı olarak ücretlerini ve hak ettikleri tazminatlarını bile alamadığı… Ücretlerini alabilmek için yıllar boyunca mahkeme kapılarında süründürüldüğü, açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığı… Patronlarla kapalı kapılar ardında anlaşan sendika ağalarının işçileri sırtından hançerlediği, ülkeyi yönetenlerin tüm yasaları patronların çıkarı için düzenlediği ve kullandığı…
Evet, bu ülkeyi hepimiz biliyoruz. Bu ülkenin adı Türkiye. Gerçi, söz konusu kapitalizm olduğunda ülkelerin adı değişse de işçilere reva görülen koşullar çok fazla değişmiyor.
“Artık yeter!” diyerek Ankara yoluna düşen ve mücadeleleriyle ülke gündemine giren Doruk Madencilik işçilerinin yaşadıkları da, hepimizin bildiği, hatta çoğu zaman bizzat deneyimlediği bu tablodan farklı değildi. Devlet imkânlarıyla ihya edilen bir patron, sırtlarından servetine servet katarken, hak edilmiş ücret ve tazminatları ödemeye dahi tenezzül etmiyordu.
Başvurdukları her kapıda sorunlarını çözeceklerini söyleyenler ise, oylarını aldıktan sonra verdikleri sözleri birer birer unutuyordu. İşbirlikçi sendikacıları ise görmek bile mümkün değildi, onlar için işçiler yok hükmündeydi…
Halen çalışanların aylardır, işten çıkıp mahkemelik olanların yıllardır alamadığı ücretleri için bir araya geldiler ve üye yapıldıkları işbirlikçi sendikayı bir kenara bırakıp Bağımsız Maden-İş ile birlikte ve haklılıklarına duydukları güvenle yola düştüler. Muhatapları Ankara’ydı, devletti… Çalıştıkları maden TMSF tarafından bugün sahibi olan Yıldızlar Holding’e devredilmiş ve işçisinin ücretini bile ödemeye yanaşmayan bu holding yıllar boyunca teşviklerle ihya edilmişti. Keza onları hak edilmiş ücretlerini alabilmek için bile yıllarca mahkeme kapılarında beklemeye zorlayan yine devletten başkası değildi.
Günler süren bir yürüyüşle Ankara’ya vardılar. Attıkları her adımda birbirlerine duydukları güveni perçinlediler, seslerini daha fazla duyurdular. Günler sonra tüm taleplerinin haklı olduğunu itiraf etmek zorunda kalacak olanlar, Ankara’ya vardıklarında onları polis zoru ile yıldırmaya çalıştılar. Coplandılar, gözaltına alındılar. Ama haklı olduklarını biliyor ve birbirlerine güveniyorlardı. Önce Enerji Bakanlığı’nın önünde, ardından Kurtuluş Parkı’nda yarı çıplak bedenlerini açlık grevine yatırdılar. Ankara’lı işçi ve emekçilerin, ilerici-devrimci kurumların desteği ile daha da büyüyen direnişleri sayesinde tutmayacakları sözleri verip iki de cop sallatarak onları geri gönderebilecekleri sananların hesaplarını boşa düşürdüler.
Ankara’da bir hafta süren direnişin ardından patron ve üç bakanlığın yetkilileri masaya oturmak, işçilerin haklı olduğunu itiraf etmek ve taleplerinin karşılanacağına söz vermek zorunda kaldılar. İşçilerin avukatı varılan anlaşmanın ardından yapılan protokolün ayrıntılarını kamuoyuna açıklarken utancı ve gururu bir arada yaşadıklarını söylüyordu. Utanç kısmı patronların yasal olarak yerine getirmek zorunda olduğu çalışma koşulları için, hak edilmiş ücret alacakları için bile günler boyunca direnmenin gerekmesiydi. Elbette ki bu utanç Doruk Madencilik işçisinin değildi. Onları ve hepimizi bu ve benzeri koşullara mahkûm edenlerin utancıydı. Ama onların da utanmadıklarını ve utanmayacaklarını biliyoruz. Bu yüzden bu utanç bu yaşananların tekrarlanmasına izin verdiğimiz sürece, en temel haklarımızı gasp etmelerini sineye çektiğimiz sürece hepimizin utancı olacaktır. Bu utancı daha fazla yaşamamak için ise Doruk Madencilik işçilerinin direniş iradesini örnek almak, haklı gururunu paylaşmak ve büyütmek gerekiyor. Daha fazla utanmamak için Doruk Madencilik işçisi gibi direnmek gerekiyor.



