Önümüzdeki günlerde NATO Zirvesi’nin ülkede toplanacak olmasıyla birlikte, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı haklı tepkilerin daha güçlü bir biçimde açığa çıkacağı bir süreç yaşanacaktır. Ancak bu tepkinin kitleselleştirilmesi, geniş işçi ve emekçi kesimlerin ortak tutumuna dönüştürülmesi, bunun fabrikalardan ve sanayi bölgelerinden başlayarak kent merkezlerine taşınması ve nihayetinde 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek toplantıyı hedef haline getirmesi, tüm öncü işçi ve emekçilerin önünde yerine getirilmesi gereken bir görev olarak durmaktadır.
NATO Zirvesi bu yıl Türkiye’de toplanacak. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılması planlanan toplantıya NATO üyesi ülke başkanları katılacak. Saray rejimi gerçekleşecek zirve için aylardır hummalı bir hazırlık içinde. Trump’ın uçağının rahat inebilmesi için yeni pistler, emperyalist şeflerin konaklaması için binalar vb. yapılıyor. Henüz tam olarak ülke gündemine girmese de bu zirvenin burjuva siyasetinin kapalı kapılarının ardında en önemli gündemlerinden birisi olduğuna kuşku yok. Ağır ekonomik kriz koşullarında NATO Zirvesi için ayrılan milyarlarca liralık bütçe ise konunun ne kadar önemsendiğinin göstergesi durumunda. Başta ABD olmak üzere emperyalist batı dünyasının öne çıkan temsilcilerinin güvenliği, rahatı ve konforunu sağlamak Saray için birinci öncelik. Kuşkusuz emperyalist efendilerle iyi ilişkiler geliştirmek, gösterilecek misafirperverliğin bir karşılığı olarak ekonomik, siyasi ve askeri rant devşirmeye çalışmak bu önceliğin nedeni.
Emperyalist barbarlık dünyayı yeni ve ağır bir yıkıma sürüklerken bunun tüm acısını işçiler, emekçiler ve dünya halkları çekiyor. Emperyalist kapitalist dünya bir bütün olarak insanlık için aşılması gereken bir barbarlığı temsil ediyor. Bu barbarlığa ancak dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarının birleşik, devrimci ayağa kalkışı dur diyebilir.
Temmuz’da ülkeye barbarlar geliyor ve yeni savaş ve yıkım kararlarını bu topraklarda almayı hedefliyorlar. İşçiler, emekçiler emperyalist savaşlara ve NATO’ya karşı açık bir tutum almalıdır. Bu sadece kardeş halklara karşı girişilen savaş ve yıkımlara karşı olmak değil, bir bütün olarak kendi geleceğine, haklarına, insanlığa sahip çıkma mücadelesidir. Yıllardır yürütülen gerici ve kirli propagandanın işçi ve emekçilerin bir bölümünde etkisi yüksek. NATO’nun kirli ve kanlı sicili ortada iken konuyu “ülke savunması” gibi içi boş bir söylemle sahiplenmeye vardıran işçilerin sayısı hiç de az değil.
Dünya adım adım büyük bir yıkıma sürüklenirken, Türkiye’nin NATO’nun ileri karakolu olarak konumlanması gerçeği, işçi ve emekçilere ağır sorumluluklar yüklemektedir. Önümüzdeki günlerde NATO Zirvesi’nin ülkede toplanacak olmasıyla birlikte, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı haklı tepkilerin daha güçlü bir biçimde açığa çıkacağı bir süreç yaşanacaktır. Ancak bu tepkinin kitleselleştirilmesi, geniş işçi ve emekçi kesimlerin ortak tutumuna dönüştürülmesi, bunun fabrikalardan ve sanayi bölgelerinden başlayarak kent merkezlerine taşınması ve nihayetinde 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek toplantıyı hedef haline getirmesi, tüm öncü işçi ve emekçilerin önünde yerine getirilmesi gereken bir görev olarak durmaktadır.
İşçi sınıfı ve emekçilerin bilinç ve örgütlülük düzeyinin zayıflığı, hareketin sınırlılığı ve bunun yarattığı bilinç bulanıklığı kuşkusuz önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu süreç aynı zamanda bu geri bilinci aşmayı hedefleyen bir nitelik kazanmalıdır. Bunun yolu, her bir fabrikaya ve her bir sanayi havzasına emperyalist savaş gerçekliğini ve NATO’nun rolünü taşımaktan, buraları NATO karşıtı mücadelenin merkezlerine dönüştürmekten geçmektedir.
Bugüne kadar sendikaların çoğunlukla açıklamalarla yetinmesi dikkate alındığında, sendika merkezlerinin NATO karşıtı mücadele içinde daha etkin bir tutum almaya zorlanması da, yerine getirilmesi gereken bir diğer görevdir.