
“Nereye Payidar” aslında milyonların öyküsüydü… Oyun, 1970’li yılların işçi hareketi ve direnişlerinin tam ortasında Payidar isimli genç bir kadın işçi şahsında işçi sınıfının çelişkileri, kaygıları ve bireysel kurtuluş umutları üzerinden, bunun “çıkmaz bir yol” olduğunu anlatıyordu. Ve onu işçi sınıfını gerçek kurtuluşu olan örgütlü mücadeleye davet ediyordu.
“Nereye Payidar nereye
Nereye Payidar nereye
Şefle iyi geçinsen de
Bugün için sevilsen de
Çıkmaz bu yol bir yere…”
Sanat yaşamı boyunca pek çok tiyatro oyununa, senaryoya, kitaba imza atan, aynı zamanda hayatı boyunca emek ve toplumsal mücadelenin yanında yer alan Bilgesu Erenus’u geçtiğimiz günlerde kaybettik. Erenus’un bıraktığı pek çok değerli eserin arasında “Nereye Payidar” isimli tiyatro oyunu kuşkusuz çok özel bir yer tutuyordu.
1975-1976 yılları arasında toplumcu tiyatronun temsilcilerinden Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) tarafından sahnelenen oyun, yıllar boyunca pek çok oyuna ilham kaynağı oldu. Sözlerini Çiğdem Talu’nun yazdığı ve Timur Selçuk’un bestelediği oyun müziği, tiyatro salonlarından grev çadırlarına ve meydanlara direniş ezgisi olarak taşındı.
“Nereye Payidar” aslında milyonların öyküsüydü… Oyun, 1970’li yılların işçi hareketi ve direnişlerinin tam ortasında Payidar isimli genç bir kadın işçi şahsında işçi sınıfının çelişkileri, kaygıları ve bireysel kurtuluş umutları üzerinden, bunun “çıkmaz bir yol” olduğunu anlatıyordu. Ve onu işçi sınıfını gerçek kurtuluşu olan örgütlü mücadeleye davet ediyordu.
Payidar, çalışıp para biriktirmek, sevdiği insanla evlenmek, mutlu bir “yuva” kurmak isteyen genç bir kadın işçidir. İşini kaybetmekten korktuğu için şefine şirin görünmeye ve kendisine söylenen kurallara harfiyen uymaya çalışmaktadır.
Ancak fabrikadaki ağır sömürü ve baskı koşullarına karşı işçiler örgütlenerek greve çıkarlar. Bireysel kurtuluş hayalleri kuran Payidar, önce grevin dışında kalarak fabrikadaki yerini koruyabileceğini düşünür. Bu tarafsız kalma çabasının sermayeye hizmet ettiğini ne yazık ki başta göremez…
“Nereye Payidar nereye
Nereye Payidar nereye
Seninkiler direnişte
Bir sen yoksun içlerinde
Çıkmaz bu yol bir yere…”
Fabrikadaki yakın arkadaşları Dursun Ali, Savaş, Barış, Süheyla, Ayla ve Haluk’un sömürüye ve baskıya karşı direnişi seçmesi Payidar’ı büyük bir çelişki ve çatışma ile karşı karşıya bırakır. Payidar, bireysel kaygılarını geride bırakarak, kendine dayatılan koşullara boyun eğmeyi reddederek, fabrika kapısından çıkıp grev çadırındaki arkadaşlarına katılır.
Oyun, Payidar’ın sınıf kardeşleriyle kucaklaşması, hep birlikte söylenen coşkulu direniş türküsüyle son bulur.
“Nereye Payidar nereye
Nereye Payidar nereye
Gönlün yoksa ezilmeye
Sen de katıl direnişe
İşçilerle, işçilerle, işçilerle el ele”
Bilgesu Erenus’un oyundaki mesajı açık ve nettir. Sermaye sınıfının karşısında tek bir işçi hiçbir şey, örgütlü bir sınıf ise herşeydir.
Aradan kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Payidar’ın öyküsü, günümüzde de işçi sınıfımıza dayatılan tabloyu yansıtmaktadır.
Sömürü düzeninin sahipleri milyonlardan oluşan emek ordusuna bu düzenin böyle gelmiş böyle gideceğini vaaz edip dururken, çekilen onca acı, açlık ve yoksulluk karşısında bireysel kurtuluşu önerirler. Günümüz dünyasında “seçilmiş” bireysel başarı hikayeleri de bu anlatıyı güçlendirmek için sürekli pompalanır. İşçi sınıfının toplumsal bir güç olduğu ise gizlenir.
“Nereye Payidar” sadece işçi sınıfına dayatılan çalışma ve yaşam koşullarını anlatması açısından değil, sınıfın bu koşullara boyun eğmemesi, her daim başkaldırması ve direnmesi açısından da günceldir.
Bundandır ki, 1970’li yıllarda yükselen sınıf mücadelesinin bağrında yazılan oyun Erenus tarafından tam 34 yıl sonra Ankara’nın göbeğinde günler boyunca direnen Tekel işçilerine ithaf edilir.


