Önümüzdeki süreçte daha da artması kaçınılmaz olan saldırılar karşısında kaybettiklerimizi kazanmanın ve yeni haklar elde etmenin yolu, hedefe kilitlenen dişe diş bir mücadele hattını kuşanmaktan geçiyor. Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesi, kararlı bir mücadelenin ve bundan güç olan sınıf dayanışmasını önemini bir kez daha işaret ediyor.
Aylardır ödenmeyen ücretleri ile kıdem ve ihbar tazminatları için mücadele eden Doruk Madencilik işçileri, üçüncü kez geldikleri Ankara’da 18 gün süren direnişin ardından taleplerini kabul ettirdiklerini ilan ettiler. Bağımsız Maden-İş Sendikası tarafından yapılan açıklamada, işçilerin alacaklarının dört taksit halinde ödeneceği duyuruldu.
Doruk Madencilik işçileri daha önce de Ankara’ya gelmiş, alacaklarının ödeneceğine dair söz alınmış ve üç bakanlık ödemeler konusunda “garantör” olmuştu. Ancak ne Yıldızlar Holding varılan anlaşmaya sadık kaldı, ne de aslında sermayenin yanında durup tarafsızmış gibi görünmeye çalışan “devlet kurumları”nın garantörlüğü bir işe yaradı.
Bunun üzerine Doruk Madencilik işçileri, bu kez yanlarında Eti Gümüş işçileri olduğu halde yeniden Ankara’ya geldiler. Enerji Bakanlığı önünü direniş alanına çevirerek; baskılara, gözaltılara ve iki sendika yöneticisinin tutuklanmasına rağmen talepleri için kararlı bir mücadele yürüttüler. Yapılan anlaşmanın ardından ortak bir iradeyle kendilerine sunulan yeni ödeme programını kabul ettiler.
Tüm bu mücadele boyunca Doruk Madencilik işçilerinin karşısında yalnızca saray ve sermaye sınıfı arasında kurulmuş kirli bir ittifak yoktu. Aynı zamanda işçilerin dişe diş mücadelesinden ve Bağımsız Maden-İş’in öne çıkmasından rahatsız olan sendika bürokratları da vardı. Doruk Madencilik’te “yetkili” olan Türkiye Maden İşçileri Sendikası, hem kendi üyesi olan işçileri oyaladı hem de işçilerin mücadelesine köstek olmaya çalıştı.
Elbette bu tabloda DİSK yönetiminin tutumunu da unutmamak gerekiyor. Aylardır maden işçilerinin mücadelesine gözlerini kapatan bu bürokratlar, Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklandığında, kamuoyundan gelen basınçla söz söyleme gereği hissettiler. Ancak ne direnişi ne bu sürece öncülük eden sendikayı ne de tutuklanan sendikacıların isimlerini anma gereği duydular. Böylece büyük bir ikiyüzlülükle T. Maden-İş bürokratlarının yanında hizalanmış oldular.
Doruk Madencilik süreci, kapitalistlerin gelinen yerde ne denli pervasızlaştıklarını, kendi koydukları kuralları bile tanımadıkları bir kez daha gösterdi. İktidarın ve bir bütün olarak devletin sermaye sınıfının yanında olduğunu, iktidarın politikalarının kapitalistleri nasıl da cesaretlendirip şımarttığını bir kez daha ortaya koydu.
Sermaye sınıfının AKP iktidarına yaslanarak yaratmak istediği düzen tam da budur! İşçiyi iliklerine kadar sömüreceksin, ölmeyecek kadar bir ücrete razı edeceksin… İşçi sömürüye ve gaspa itiraz ettiğinde ise baskı ve zorbalıkla tepesine çökeceksin. Buna direnenleri de baskı, zorbalık ve hukuk terörü ile yıldırmaya çalışacaksın…
Kapitalist patronun ve devlet kurumlarının kuşatmasına, sendika bürokratlarının yardakçılığına rağmen Bağımsız Maden-İş üyesi işçiler, baskı ve zorbalık rejiminin tüm saldırıları karşısında ancak dişe diş mücadele ederek ve hedefe kilitlenerek kazanılabileceğini ortaya koydular. Böylece aynı koşullarda çalışıp yaşamaya çalışan milyonlarca işçiye izlenmesi gereken yolu da göstermiş oldular.
Önümüzdeki süreçte daha da artması kaçınılmaz olan saldırılar karşısında kaybettiklerimizi kazanmanın ve yeni haklar elde etmenin yolu, hedefe kilitlenen dişe diş bir mücadele hattını kuşanmaktan geçiyor. Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesi, kararlı bir mücadelenin ve bundan güç olan sınıf dayanışmasını önemini bir kez işaret ediyor. Kararlılık ve dayanışma birleştiğinde, mücadele ederek kazanmanın ve sermayenin saldırılarını püskürtmenin mümkün olduğunu yeniden gösteriyor. Yaşamı köleleştirilen milyonlarca işçi ve emekçiyi fiili meşru mücadelede birleşmeye çağırıyor.