“Saray rejiminin fütursuz baskı ve zorbalık politikaları toplumda umutsuzluk yaratırken, tarih bu rejimi ve arkasındaki sermaye düzenini alaşağı edecek gücü, işçi sınıfını göreve çağırıyor.”
24 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin en büyük şansı, karşısında hiçbir zaman güçlü ve örgütlü bir sınıf hareketi bulmamış olması oldu. Elbette, tıpkı diğer iktidarlar döneminde olduğu gibi AKP döneminde de önemli hak alma mücadeleleri ve kitlesel eylemler yaşandı. Ancak sınıf hareketi hiçbir zaman birleşik bir karakter kazanıp iktidarın karşısına dikilmedi. Sermayenin en saldırgan politikalarının uygulayıcısı olan böyle bir iktidarın bu talihi, aslında kendi başarısının ürünü değildi.
Yıl dönümü yakın zamanda geride kalan 12 Eylül 1980 askerî darbesi, büyüyüp gelişen ve siyasal bir hatta doğru ilerleyen işçi hareketinin önünü kesmek, devrimci hareketi ezmek hedefiyle yapılmıştı. Bu darbenin ardından ne sınıf hareketi ne de devrimci hareket bir daha eski güçlü günlerine dönebildi. İşçi hareketinin 80’li yılların ikinci yarısındaki muazzam yükselişi, büyük Zonguldak yürüyüşünün Mengen barikatlarında satılmasıyla geri çekildi. 90’lı yıllar ise bir yandan önemli mevzi direnişlerine, öte yandan uygulanan IMF programlarının yarattığı yıkıma karşı büyüyen öfkenin kaynaklık ettiği kitlesel tepkilere ve mitinglere sahne oldu. Ancak 1999 tarihli mezarda emeklilik ve tahkim eylemlerinin yine sendikal bürokrasi tarafından ortada bırakılmasıyla sınıf hareketi bir kez daha geri çekildi.
12 Eylül politikalarının yarattığı zeminin üzerinde iktidara gelen AKP, yarım kalan özelleştirmeleri tamamladı ve İş Yasası’nı sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda değiştirdi. İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları giderek ağırlaştı. Devlet iktidarını adım adım ele geçiren AKP, yeri geldiğinde bazı sermaye gruplarıyla karşı karşıya gelse de esas olarak sermaye sınıfının ihtiyaçlarına yanıt vermek ve çıkarlarını korumak için hareket etti. Ardı ardına devreye sokulan saldırı politikaları ve uygulanan ekonomik programlar bunun aracı oldu.
AKP’nin dünya tarihinde bile eşine az rastlanır bu uzun iktidarı yalnızca sermaye çevrelerinin ve uluslararası emperyalist güçlerin desteğiyle ya da toplum nezdinde başarıyla uyguladığı kutuplaştırma politikalarıyla açıklanamaz. Onu ayakta tutan unsurlardan biri de sendikal hareket içerisindeki işbirlikçi ve uzlaşmacı çizgi oldu. Yalnızca yandaş sendikaların değil, sözde AKP’ye karşı muhalefet yürüten sendikal yönetimlerin de bu çizgisi, saldırıların önüne set olabilecek en büyük gücün, yani işçi sınıfının etkisiz kalmasına yol açtı. İşçi sınıfı ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları en dibe doğru çekilirken sendikal hareket, dolasıyla işçi sınıfı iyiden iyiye kötürüm hale sokuldu.
Şimdi AKP, 24 yıllık iktidarının en zayıf ama aynı zamanda en saldırgan dönemlerinden birini yaşıyor. Toplumsal meşruiyetini ve kitle desteğini büyük ölçüde yitirmiş durumda. Buna rağmen arkasında, uyguladığı saldırı programını ondan daha iyi hayata geçirecek başka bir alternatif göremediği için desteğini sürdüren sermaye sınıfı ve emperyalist güçler bulunuyor.
Bunun dışında iktidarın ayakta kalmak için başvurduğu temel araç baskı ve zorbalık… Süregiden sözde “süreç” üzerinden Kürt halkını ve oluşumlarını kendine yedeklemeye çalışırken, emekçilerin sırtından baskı sopasını eksik etmiyor, operasyonlar ve yargı terörüyle toplumu sindirmeye çalışıyor. Tüm toplum karanlığa sürüklenmeye çalışılırken sermaye sınıfı için otoriter bir rejimin hamiliğini yaptığı dikensiz bir gül bahçesi yaratılıyor.
Bugün işçi sınıfı yalnızca yoksulluk ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya değil. Siyasal, sendikal ve demokratik hakları da büyük bir tehdit altında. Tehlikede olan yalnız ekmeği değil, özgürlüğü, kendisinin ve çocuklarının geleceği.
İşçi sınıfının önünde ise hem ekmeği hem de özgürlüğü için dişe diş kavgaya atılmak, bu baskı ve sömürü rejiminin karşısına dikilme dışında bir çare bulunmuyor.
Saray rejiminin fütursuz baskı ve zorbalık politikaları toplumda umutsuzluk yaratırken, tarih bu rejimi ve arkasındaki sermaye düzenini alaşağı edecek gücü, işçi sınıfını göreve çağırıyor.



