Rönesanslar, GülPalar ve onların arkasındaki bu çürümüş düzenin sahipleri bilmelidir ki; işçi sınıfı ne o sarayların ihtişamına kanacak ne de bıçaklı, sopalı çetelerin saldırılarına boyun eğecektir.
Türkiye işçi sınıfı, sermayenin ve onun korucu zırhı olan devletin gerçek yüzünü her gün yeni bir vahşetle, yeni bir saldırganlıkla yeniden görüyor. Bunun en çarpıcı, en çıplak ve en ikiyüzlü örneklerinden biri 13 Haziran günü Ankara’da, yapımı süren yeni Adalet Sarayı şantiyesinde yaşandı.
Rönesans Holding’in ana yüklenici, Gül Pa İnşaat’ın ise taşeron olduğu dev şantiyede, hakkını arayan Dev Yapı-İş üyesi inşaat işçileri patronların beslemeleri tarafından bıçaklı ve sopalı saldırıya uğradı.
İşçiler, adına “Adalet Sarayı” denilen; içinde hukukun, hakkın ve adaletin dağıtılacağı iddia edilen devasa bir binanın gölgesinde kan revan içinde bırakıldı. Alın terlerinin karşılığını, gasp edilen izin haklarını ve elden ödenen ücretlerini talep eden işçilere sermaye düzeni, kamp alanından zorla tahliye, tehdit ve nihayetinde üç işçi kardeşimizin hayatına kast eden saldırılarla yanıt verdi.
İşte kapitalizmin ve egemen sınıfın “adalet” anlayışı tam olarak budur. İşçiye gelince hukuku eğip büken, patrona gelince kolluk gücünü ve taşeron çetelerini devreye sokan bu düzen, inşa ettiği binaların harcına işçinin kanını karıştırmaktan çekinmiyor.
Saraylar yükselirken, o sarayların yükseldiği şantiyelerde işçinin payına düşen açlık, güvencesizlik, sömürü ve hakkını isteyince taşlı sopalı saldırı oluyor. Sözde “adalet” dağıtacak binalar bile işçi kanıyla ve işçi düşmanlığıyla yükseliyor.
Bu durum, burjuva adaletinin kimin için işlediğinin, o devasa binaların aslında kimin sömürüsünü gizlemek için birer anıt gibi dikildiğinin en veciz, en açık ve en net kanıtıdır.
Rönesanslar, GülPalar ve onların arkasındaki bu çürümüş düzenin sahipleri bilmelidir ki; işçi sınıfı ne o sarayların ihtişamına kanacak ne de bıçaklı, sopalı çetelerin saldırılarına boyun eğecektir.
İşçi sınıfının örgütlü birliği, sermaye düzeninin kanlı adaletini de yenecektir.



