Politik ve askeri gündemleri ile NATO 2026 Ankara Zirvesi bir kez daha dünya halklarına savaş ilan etmeye hazırlanıyor. Emperyalist haydutlar, yeni savaş ve katliamların kararını almak için topraklarımıza gelmek istiyor. Bu kirli ve kanlı oyuna geçit vermeyelim! Halkların katili NATO’yu hak ettiği şekilde karşılayalım!
Şubat ayında 60’a yakın ülkenin devlet başkanları ve bakanlar düzeyinde katılımıyla gerçekleşen “Münih Güvenlik Konferansı”nda uluslararası düzenin bir “yıkım siyaseti” döneminde olduğu vurgusu ön plana çıkmış, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD liderliğinde kurulan liberal düzenin çökmekte olduğu itiraf edilmişti.
Emperyalist-kapitalist dünya düzeninin merkez ülkelerinin en yetkili ağızlarından dökülen bu itiraflar kuşkusuz önemli. Zira, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından “tek kutuplu dünya”nın zafer kazandığını, barış ve özgürlükler dünyasının kapılarının sonuna kadar açıldığını söyleyenler de onlardı. Geride kalan 30 yılı aşkın süreçte bu aynı merkezler dünyanın dört bir yanında bölgesel savaşları kışkırtmakla kalmadılar, aynı zamanda bugün kendilerini nasıl kurtaracaklarını kara kara düşündükleri topyekûn yıkımın da taşlarını döşediler.
NATO 2026 Zirvesi bu soruna “çözüm” arayışlarının bir adımı olarak 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek. Halen yüksek sesle dile getirilmese de, bu çerçevede zirvenin NATO için bir yeniden organizasyon anlamına geldiği, “Yeni NATO”nun inşa edilmesinde stratejik bir dönüm noktası olacağı yönünde düşünceler satır aralarından yansıyor. Bizim bu konuda soracağımız soru ise gayet açık: Eskisi neydi ki, yenisi ne olacak?
NATO, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kapitalist-emperyalist dünya düzeninin ABD hegemonyası altında yeniden şekillendirilmesinin askeri ayağıydı. 77 yıl boyunca da bu amaca hizmet etti. Sosyalizme düşmanlığını işçi sınıfının ve ezilen halkların direniş potansiyeline karşı geliştirdiği kontrgerilla operasyonlarıyla pekiştirdi. Bu yüzden de Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra müjdeledikleri o “barış dolu dünya”nın aksine, gelişerek ve genişleyerek varlığını sürdürdü.
Bu genişleme süreci elbette sancısız olmadı. Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupalı emperyalist devletler Avrupa Birliği’nin kuruluşunun ardından bir “Avrupa ordusu” kurulması düşüncesini hep gündemde tuttular. Geleceği kaçınılmaz olan ve artık kendilerinin de itiraf ettiği “yıkım” dönemi için hazırlık yapmaya daha o günlerden başladılar. Ve bugün, yine Münih Güvenlik Konferansı’nda en yetkili ağızlardan kurdukları cümlelerden yola çıkarsak, Avrupa’nın bir “yıkım savaşı”na hazırlanması gerektiğini söylüyorlar.
Gelinen aşamada, bir tarafta itiraf ettikleri “yıkım siyaseti” dönemini ABD’nin hegemonyasını yeniden tesis ederek ayağa kaldırma derdi var. Diğer tarafta bu yıkılan düzeni kendi hegemonyalarının yükselişi için fırsata çevirmek isteyenler. Elbette kılıçlar henüz çekilmiş değil. Ancak emperyalist merkezler arasındaki şantaj siyaseti her geçen gün kızışmaya ve dünyayı topyekûn yıkıma götürecek bir kaosa sürüklemeye devam ediyor. NATO 2026 Zirvesi’ne yönelik tartışma ve hazırlıklara, zirvede yapılacak tartışmalara ve alınacak kararlara da bu gözle bakabilmek gerekiyor.
Zirvenin en önemli gündem maddelerinden biri ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile yeni bir evreye taşınan bu iç gerilimler olacak. Trump’ın, NATO’nun ABD olmadan bir kâğıttan kaplan olduğu yönündeki sözleri, İran savaşında NATO ülkelerinden beklediği desteği alamadığı yönündeki hezeyanları ve zirveye katılıp katılmayacağına yönelik tartışmalar, bu gerilimin çok daha önce başladığını gösteriyor. Muhtemeldir ki zirvenin birçok gündemi bu eksendeki karşılıklı şantajlar üzerinden şekillenecek.
Avrupalı emperyalistler ABD’yi kendi kurduğu düzeni öldürmekle suçlarken, ABD ise Avrupa devletlerini artık kendilerine “abilik” yapmayacağını söyleyerek tehdit ediyor. Savaş harcamalarına ayrılan bütçelerin yetersiz olduğunu iddia eden Trump yönetimi, Avrupa coğrafyasındaki askeri varlığını azaltarak Rusya’nın olası saldırısı karşısında onları yalnız bırakacağı tehdidini savuruyor. Ancak bu karşılıklı suçlamaların hiçbir gerçekliği bulunmuyor. Açık ki, her adımını Rusya-Çin eksenini sınırlamak ve kendisine rakip olmasını engellemek hedefiyle planlayan ABD, Avrupa devletlerinin kendisine uzaklaşmasına seyirci kalma şansı bulunmuyor. Öte yandan Avrupalı emperyalistler de mevcut dünya dengesinde ABD’nin askeri ve ekonomik vesayetine ihtiyaç duyuyorlar. Yani, NATO’nun belkemiğini oluşturan bu iki merkez halen birbirine bağımlı durumdadır. Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca yaşananlar bu bağımlılığın düzeyini ortaya koymuştur.
Bu koşullarda Avrupa’nın bir “yıkım savaşı”na hazır olması gerektiğini söylemek, NATO’nun yüksek yoğunluklu savaşlara hazırlık yapan aktif bir askeri yapıya dönüşmesi gerektiğini tartışmak, dünya halklarına yeni bir savaş ilanından başka bir şey değildir. Halen satır aralarında tartıştıkları, Ankara Zirvesi ile birlikte hazırlıklarını hızlandırmayı hedefledikleri “Yeni NATO” işte bu çelişkilerin ve yönelimin bir ürünüdür. Onlar, tüm hazırlıklarını dünya halklarına bugüne kadar yaşananlardan çok daha büyük acılar ve katliamlar yaşatmak için yapıyorlar.
Zirvenin temel başlığını askeri harcamaların artırılması konusu oluşturuyor. Silah üretiminin hızlandırılması, modern mühimmat temini ve savunma sanayiinde teknolojik iş birliği Ankara Zirvesi’nin öncelikli gündemleri arasında yer alıyor. Üye ülkelerin GSYH’lerinin en az yüzde 5’ini savaş bütçesine ayırması hedefleniyor. Trilyonlarca doları savaş kaynağı olarak ayırmayı planlamalarının nedeni de, yol açacağı sonuçlar da yeterince açık. Bu, tüm dünyayı kan gölüne çevirecek yeni bir yıkım savaşına hazırlanmaktan başka bir şey değil. Dahası, ayrılacak bu devasa kaynakların ekonomik faturası da bir kez daha işçi sınıfının ve emekçilerin sırtına yıkılacak.
Savaş bütçesine ayrılması hedeflenen bu devasa kaynağın temel amacı uzun süreli ve yüksek yoğunluklu savaşlara hazırlıktır. Bu aktif hazırlık teknolojinin de her anlamda askeri yapıya entegre edilmesi anlamına geliyor. Kara, deniz, hava ve uzaydan sonra siber alan da bu halk düşmanları tarafından bir “operasyon alanı” olarak tanımlanıyor. Bu çerçevede yapay zekâ, dronlar, uydu teknolojileri ve elektronik harp yeteneklerinin komuta kademesinden en alt birliğe kadar yayılması hedefleniyor. Yani, gelişen teknoloji emperyalist haydutların elinde bir kez daha insanlığa hizmet eden bir araç olmaktan çıkıp ölüm ve yıkımın aracı haline dönüştürülmek isteniyor.
Türkiye’yi yönetenler de sadece bu kirli hesapların yapılacağı zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanmıyorlar. Onlar aynı zamanda “eski NATO”nun olduğu gibi “yeni NATO”nun da vurucu gücü olmaya aday bir bölgesel aktör olarak konumlanmaya çalışıyorlar. Yani bir kez daha bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin kanını emperyalistlerin hizmetine sunmaya hazırlanıyorlar.
Politik ve askeri gündemleri ile NATO 2026 Ankara Zirvesi bir kez daha dünya halklarına savaş ilan etmeye hazırlanıyor. Emperyalist haydutlar, yeni savaş ve katliamların kararını almak için topraklarımıza gelmek istiyor.
Bu kirli ve kanlı oyuna geçit vermeyelim! Halkların katili NATO’yu hak ettiği şekilde karşılayalım!



