Adriyatik kıyılarından yükselen isyan:

Bugün Adriyatik kıyılarında yankılanan “Arnavutluk satılık değildir” sloganı; Afrika’da maden şirketlerine karşı direnen halkların, Latin Amerika’da su kaynaklarını savunan köylülerin, Ortadoğu’da enerji tekellerine karşı mücadele eden emekçilerin ve dünyanın dört bir yanında ortak yaşam alanlarını sermayenin yağmasına karşı koruyan milyonların mücadelesinin bir parçasıdır.

Arnavutluk son haftalarda ülke tarihinin en tartışmalı yatırım projelerinden biri nedeniyle kitlesel eylemlere sahne oluyor. Donald Trump’ın damadı ve yatırım fonu yöneticisi Jared Kushner’in Adriyatik kıyısındaki koruma altındaki bölgelerde ve stratejik öneme sahip Sazan Adası’nda milyarlarca dolarlık turizm ve gayrimenkul projesi için Arnavutluk hükümetiyle anlaşmaya varması ülkede büyük tepki yarattı.

Arnavutluk hükümeti projeyi büyük bir ekonomik kalkınma hamlesi olarak sunarken, on binlerce Arnavut bunu ülkenin küresel sermayeye ve uluslararası emlak tekellerine peşkeş çekilmesi olarak görüyor. Günlerdir sokakları dolduran binlerce kişi, “Arnavutluk satılık değildir” sloganlarıyla hükümetin bu politikasını protesto ediyor.

Tepkiler yalnızca çevresel kaygılarla sınırlı değil. Protestocular, söz konusu projenin Arnavutluk’un egemenlik haklarını ve doğal kaynaklarını küresel sermayenin hizmetine sunan daha geniş bir siyasal planın parçası olduğunu düşünüyor. Projenin başındaki kişinin, bir gün Grönland’ı, ertesi gün Kanada’yı ABD’ye katmaktan söz eden, Gazze’de yaşanan ve halen devam eden soykırımın ardından bölgeyi bir turizm merkezine dönüştürme planlarını dillendiren Trump’ın damadı olması da tepkileri daha da artırıyor.

Hükümetin protestolara yönelik sert müdahalesi, özel güvenlik güçlerinin göstericilere saldırıları ve polis baskısı ise öfkeyi büyütmüş durumda.

Bugün Adriyatik kıyılarında yaşananlar, emperyalizmin sömürgeci politikalarının günümüzde aldığı biçimlerden birini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Emperyalizm artık yalnızca askeri işgallerle, darbelerle veya savaşlarla ilerlemiyor. Finans kapitalin ulaştığı güç sayesinde ülkeler yatırım projeleri, özelleştirmeler, borçlandırma mekanizmaları üzerinden yağmalanıyor. Bir zamanlar savaş gemileriyle ele geçirilen topraklar bugün yatırım fonlarıyla satın alınıyor, sömürge valilerinin yerini ise emperyalist sermayenin ihtiyaçlarına göre hareket eden hükümetler alıyor.

Arnavutluk hükümeti yaşananları ülkeye gelir getirecek bir turizm yatırımı olarak sunmaya devam etmesine rağmen, burada söz konusu olan şeyin bir ülkenin doğal zenginliklerinin uluslararası sermayenin kâr mekanizmalarına kurban edilmesi olduğunun farkında olan binlerce Arnavut, bu politikalara karşı kararlı bir mücadele yürütüyor.

Kapitalizm tarihinin hiçbir döneminde doğa bu kadar sistematik biçimde metalaştırılmamıştı. Ormanlar, kıyılar, adalar, nehirler ve koruma alanları hiçbir dönemde bugünkü kadar rant uğruna yıkıma ve yağmaya maruz bırakılmamıştı.

Arnavutluk hükümetinin projeyi “kalkınma” olarak pazarlaması ise işbirlikçi iktidarların bilinen söylemlerinden biri olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor.

Lüks tatil köylerinde konaklayacak olanlar Arnavutluk işçileri olmayacaktır. Özel marinaları kullanacak olanlar Arnavutluk’un emekçileri değildir. Bölgenin rantından pay alacak olanlar kıyı köylerinde yaşayan halk değil, uluslararası finans çevreleri ve onların yerli ortaklarıdır.  Arnavutluk emekçileri ise kendi ülkesinde giderek daha pahalı hale gelen yaşamın, özelleştirilen kıyıların ve yok edilen doğal alanların sonuçlarıyla baş başa bırakılacaktır.

Bu nedenle Arnavutluk halkının verdiği mücadele yalnızca bir çevre mücadelesi değildir. Bu aynı zamanda kapitalist rant düzenine karşı bir sınıf mücadelesidir. Emperyalist bağımlılığa ve ülkenin kaynaklarının uluslararası sermayeye peşkeş çekilmesine karşı yükselen güçlü bir itirazdır.

Bugün Adriyatik kıyılarında yankılanan “Arnavutluk satılık değildir” sloganı; Afrika’da maden şirketlerine karşı direnen halkların, Latin Amerika’da su kaynaklarını savunan köylülerin, Ortadoğu’da enerji tekellerine karşı mücadele eden emekçilerin ve dünyanın dört bir yanında ortak yaşam alanlarını sermayenin yağmasına karşı koruyan milyonların mücadelesinin bir parçasıdır.

Çünkü emperyalizm yalnızca halkları sömürmekle kalmıyor, doğayı yıkıma uğratıyor, doğal kaynakları tüketiyor ve yarattığı çevresel tahribatla insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Sermayenin sınırsız yayılma arzusuna karşı halkların kendi topraklarını, kaynaklarını ve geleceklerini savunma mücadelesi, kapitalist sömürünün gerçek mağdurları olan dünya işçi sınıfı ve emekçileri tarafından desteklenmelidir.