Gerici ittifaklar halklara çözüm getiremez!

İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilen ve sömürülen halkların önünde emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı birleşmek ve mücadele etmek dışında bir yol yoktur. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin savaş hazırlıklarına, askeri ittifaklarına ve gerici anlaşmalarına karşı durmak temel bir görevdir.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında “Mekke Anlaşması” olarak adlandırılan üçlü bir protokol imzalandı.

Anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklığa kavuşmuş değil. Ancak öne çıkan başlık, “taraflardan birisine yapılacak bir saldırının diğerlerine yapılmış sayılacağı” maddesi oldu. Genişleyebileceği söylenen bu üçlü ittifakın amacı ise “bölgede süren istikrarsızlık karşısında caydırıcılık sağlamak, bölge güvenliğini güçlendirmek ve savunma sanayinde iş birliği yapmak” vb. sözlerle cilalanıp sunulmaya çalışıldı.

Yandaş basının kalemşörleri tarafından anlaşma, “güçlü Türkiye”, “denklem değiştiren adımlar”, “ümmetin birleştirilmesi” gibi içi boş sözlerle pazarlanıyor. Sarayın sözde düşünce kuruluşları ise, uzun analizler yaparak atılan adımların ne kadar da “ülke çıkarına” olduğunu kanıtlama telaşında.

Oysa bu anlaşmayı emperyalist-kapitalist dünyanın içinden geçtiği krizden ve giderek tırmanan emperyalist hegemonya mücadelesinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.

Emperyalist-kapitalist dünya çok yönlü bir kriz sarmalının içinden geçiyor. Emperyalist hegemonya mücadelesi, farklı coğrafyalarda tırmanan savaşlar ve saldırganlık olarak kendisini dışa vuruyor. Buna silahlanma yarışı ve ülke bütçelerinin giderek daha büyük bölümlerinin savaş hazırlıklarına ayrılması eşlik ediyor.

Ankara’da toplanan NATO Zirvesi ve alınan kararlar, emperyalist dünyanın savaşa nasıl hazırlandığını bir kez daha ortaya koydu. NATO’nun genişlemesi ve yeniden yapılandırılması, Rusya ve Çin’in stratejik rakip olarak tanımlanması, askeri harcamaların artırılması, zirvenin öne çıkan başlıklarıydı.

Başını ABD’nin çektiği Batı emperyalizminin vurucu gücü NATO’nun zirvesi sırasında İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatıldı. Trump ve diğer devlet başkanları zirveden ayrılırken memnuniyetlerini dile getirirken, saray iktidarı da “başarılı zirvenin” hemen ardından imzalanan Mekke Anlaşması’nı büyük bir gururla duyurdu.

Bütün bunlar tesadüf değildir.

ABD’nin himayesindeki bölge gericiliğinin önemli aktörlerinden Suudi Arabistan’ın, ABD ve NATO’ya bağımlı Türkiye’nin ve ABD ile çok yönlü bağımlılık ilişkileri bulunan Pakistan’ın aynı askeri çatı altında buluşması, emperyalizmin çıkarlarından ve süren hegemonya mücadelesinden bağımsız düşünülemez. Bu üç ülkenin kurduğu “yeni ittifak”ın emperyalist çıkarlarla kurduğu bağ, süslü sözlerle gizlenemez.

Elbette üç ülkenin burjuvazisi açısından anlaşmanın vaat ettiği ekonomik ilişkiler, yeni pazarlar, silah ticareti ve sermaye olanakları “iştah açıcı”dır. Ancak meselenin özü açıktır: Emperyalist savaş ve saldırganlığın tırmandığı bir dönemde kurulan bu ittifak emperyalist güçlerin bölgeye dair projelerinin bir parçasıdır.

Böyle bir tabloda “istikrar”, “caydırıcılık” ve “bölge barışı” vb. söylemler ise, bu askeri ittifakın gerçek siyasal ve askeri niteliğini gizleme çabasından başka bir şey değildir.

Gerici ittifaklar halklara güvenlik getirmez. Emperyalistlerin çizdiği sınırlar içinde kurulan askeri anlaşmalar sadece yıkım getirir. Emperyalist savaş hazırlıklarının parçası olan hiçbir düzenleme halkların çıkarına değildir. “Savunma” adı altında büyütülen bu ittifaklar, halkların güvenliğini sağlamak bir yana, emperyalizmin ve bölge gericiliğinin saldırganlığını büyütür.

İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilen ve sömürülen halkların önünde emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı birleşmek ve mücadele etmek dışında bir yol yoktur. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin savaş hazırlıklarına, askeri ittifaklarına ve gerici anlaşmalarına karşı durmak temel bir görevdir.

Yeni savaş hazırlıklarına, askeri ittifaklara, dünyayı yıkıma sürükleyen emperyalist hegemonya mücadelesine ve işbirlikçi ülkelerin gerici-kirli anlaşmalarına karşı “işçilerin birliği, halkların kardeşliği” mücadelesi güçlendirilmelidir.