Avrupa’da silahlanma yarışı

“Avrupa halkları için belirginleşmeye başlayan savaş tehdidine karşı etkili bir çıkışın geliştirilebilmesi için işçi sınıfının örgütlü bir güç olarak mücadele alanlarına çıkması gerekiyor.“

ABD emperyalizmi, sarsılan hegemonyasını savaş, yıkım ve insan kıyımlarıyla ayakta tutmaya çalışıyor. 1999’dan bu yana Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Yemen ve son olarak İran’a bunun için saldırdı. Ülkeleri yakıp yıkan, milyonları katleden ABD ile suç ortakları, Ukrayna-Rusya savaşını da aynı amaçla kışkırttılar.

Halklara karşı “savaş seferberliği” ilan eden ABD-NATO-İsrail “barbarlık koalisyonu” ülkeleri yakıp yıktı, büyük insan kıyımları yaptı ama ne siyasi ne askeri ne stratejik hedeflerine ulaşabildi. ABD emperyalizmi bundan dolayı bir “savaş sarmalı”na girmiş görünüyor. İran’a yönelik hedeflerine ulaşamayan Trump ateşkes ilan etmek zorunda kaldı. Ancak ateşkeslerin hiçbirine uymadı. Peş peşe saldırılar düzenleyerek “uzatmalı savaş” politikasına yöneldi. İran’a ilan edilen savaşta gelinen nokta, ABD için açık bir hezimettir.

Bu savaş sarmalı, kapitalist-emperyalist sistemin işleyişinden kaynaklanıyor. Bu sistem yıkılana kadar, hegemonya savaşları tekrarlanacaktır. 20. yüzyılda birinci ve ikinci emperyalist paylaşımlarına yol açan bu sistem, çeyrek yüzyıldan beri adım adım üçüncü dünya savaşına doğru yol alıyor.

Saldırganlıkta başı çeken ABD’nin askeri bütçesi bir trilyon doları aştı. Ek ödeneklerle 1.5 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor. Bu ise tüm dünyada silahlanma yarışını tırmandırdı. Sadece ABD-NATO tehdidi altındaki Rusya, Çin gibi devletler değil, Amerika’nın “müttefiki” olan devletler de silahlanma ve militarizm yarışına yönelmiş durumda.

Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya başta olmak üzere, emperyalist Avrupa devletleri de bu savaş döngüsüne girdi. ABD’nin birçok savaş suçuna ortak olan Avrupa devletleri, NATO’ya bağımlılıktan kurtulup kendi savaş aygıtlarını oluşturmak istiyorlar. Giderek keskinleşen hegemonya savaşında onlar da emperyalist bir güç odağı olarak “oyuna” katılıp, dünyadaki zenginliklerin yağmalanmasından pay almak istiyorlar. Trump’ın onlara parya muamelesi yapması, bazen alenen aşağılaması, NATO’ya daha çok kaynak aktarmak zorunda olduklarını yinelemesi vb., “ABD güdümünden kurtulma” çabalarına ivme katıyor.

“Rus tehdidi”, silahlanma için kullandıkları temel gerekçedir. Oysa Ukrayna savaşının kışkırtılmasında Avrupalı emperyalistler en az ABD kadar rol oynadılar. Tüm barış girişimlerine karşı durdular. Zira Rusya ile Ukrayna barışırsa silahlanma için halklara sunabilecekleri bir gerekçe kalmayacak.

“Rus tehdidine karşı silahlanma” adı altında yüz milyarlarca Euro’yu militarist aygıtları tahkim etmek için kullanıyorlar. Örneğin Almanya, silahlanma için önümüzdeki yıl 555.4 milyar Euro harcamayı planlıyor. Buna paralel olarak eğitim, sağlık ve sosyal yardımlardan kesintiler yapmaya başladılar. Almanya başı çekse de Avrupa devletlerinin çoğunluğu silahlanma yarışına katılmış durumda.

Savaşa hazırlık kapsamında yapılan harcamaların karşılanması için işçi sınıfı ve emekçilerin kazanımlarına el atılıyor. Savaşı kapitalist sınıflar talep etse de sistem faturayı işçi ve emekçilerin sırtına yıkıyor. İşçi sınıfının en azından ileri kesimleri tehlikenin farkında. Son dönemde yapılan bazı işçi eylemlerinde militarizm ve savaş karşıtı sloganların atılması buna işaret ediyor. Özellikle sendikaların gençlik örgütlerinde savaş karşıtı eğilim daha belirgin.

Sınıfın ileri kesimleri ve genç işçilerin savaş karşıtı tutumuna rağmen, sendika bürokratları sistemle uyumlu hareket ediyor. Dolayısıyla militarizm ve savaş karşıtı bir sınıf hareketinin gelişmesinin önündeki engellerden birini oluşturuyor.

Avrupa’da silahlanma ve militarizme yönelim artık açık bir olgu. Buna karşı bazı eylemler gerçekleşse de henüz savaş karşıtı bir sınıf-kitle hareketinden söz etmek mümkün değil. Ancak ödenecek faturanın adım adım kabaracak olması, sınıf saflarında mücadele eğilimini güçlendirecektir. Avrupa halkları için belirginleşmeye başlayan savaş tehdidine karşı etkili bir çıkışın geliştirilebilmesi için işçi sınıfının örgütlü bir güç olarak mücadele alanlarına çıkması gerekiyor.