Her geçen gün derinleşen kriz koşullarında insanca bir yaşam ve çalışma koşullarını elde etmek için “Krizin faturasını kapitalistler ödesin!”, “İşten çıkarmalar yasaklansın!”, “İnsanca yaşamaya yetecek ücret!”, “Güvenceli çalışma koşulları sağlansın!” taleplerini de içeren bir mücadele hattı izlememiz şarttır. Bunun için de fabrika fabrika, işyeri işyeri sermaye sınıfına ve onun iktidarına karşı birleşmekten ve örgütlenmekten başka şansımız bulunmuyor.
Üç yılı aşkındır ekonominin dümeninde oturan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz günlerde memleketi Batman’da katıldığı bir parkın açılışında çocuğu için iş isteyen bir kadınla âdeta dalga geçti. “Çalışmak isteyene iş çok” diyen Şimşek, memlekette fabrikaların çok olduğunu ve yenilerinin de açılacağını söyledi.
Ekonomik kriz derinleşirken ve bu krizin faturası her bir yolla emekçilerin omuzlarına yıkılırken, her gün bir yalana sarılan Şimşek’in arsızlığı elbette ona has değil… Bu ülkede açlığın, yoksulluğun ve işsizliğin müsebbibi olanlar, ağızlarını her açtıklarında işçileri ve emekçileri “iş beğenmemekle”, “tembellikle” suçlamaktan geri durmuyorlar.
Oysa işsizlik, son yıllarda ekonomik krizle beraber artış gösterse de, kapitalist sisteme özgü yapısal bir sorundur. Kapitalizmin, kâr hırsının esas alındığı aşırı üretime ve rekabete dayalı anarşik yapısı sürekli işsizlik üretir. Öte yandan sistem her daim çalışanların yerini almaya hazır, yedek iş gücü ordusu olarak işsizlere ihtiyaç duyar. Böylelikle işsizlik sopasını daima tepelerinde sallandırarak çalışabilen kesimlere düşük ücretleri, güvencesiz çalışma koşullarını dayatma imkânı bulur. Yani kapitalizmde işsizlik sorunu hiçbir zaman çözülmez/çözülemez.
Son üç yıldır derinleşen ekonomik kriz koşulları işsizliğin daha da artmasına yol açmaktadır. Emekçilere “akıl veren” Mehmet Şimşek eliyle “enflasyonla mücadele” adı altında üç yılı aşkındır uygulanan program gereğince ücretlere kırıntı düzeyinde zam yapıldı, alım gücü azaldı. Böylece iç talep baskılandı, üretim ve istihdamda daralma yaşandı. Enflasyonda dişe dokunur bir gerileme olmamasına rağmen işsizlikte artış yaşanmaya devam etti.
Kriz koşullarına göre hareket eden, hatta krizi fırsata çevirmeye çalışan kapitalistler, ya daralmaya giderek, birkaç kişinin işini tek kişiyi yükleyerek kârlarını korumaya yöneldiler. Ya da özellikle tekstil sektöründe olduğu gibi binlerce işletmenin kapısına kilit vurarak, iflas göstererek, borçlarından kurtulma yoluna gittiler. Veya dönemsel olarak sektör değiştirerek daha kârlı bir alanda üretime devam ettiler. Kapitalistler kriz koşullarında kârlarını korumaya çalışırken, bunların bedelini işçi sınıfı ve emekçiler ödediler ve ödemeye devam ediyorlar.
Gelinen aşamada, DİSK’in yakın dönemde yayınladığı verilere göre, dar tanımlı işsizlik (son 4 hafta iş arayan, 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek kişileri kapsayan) yüzde 7,6 olurken, geniş tanımlı işsizlik (çalışmak istemesine rağmen uzun süredir iş bulamayan, ümitsizliğe kapıldığı için aktif iş aramayı bırakan) yüzde 28,8’e ulaştı. Verilere göre şu an ülkede 11 milyon 643 bin işsiz bulunuyor.
Emekçileri tembellikle, iş beğenmemekle suçlayanlar, Türkiye nüfusunun neredeyse yedide birinin işsiz olduğu gerçeğinin üstünü örtmeye çalışıyorlar.
İnsanca yaşanacak bir ücret ve güvenli-güvenceli çalışma tüm emekçilerin hakkıdır. Ve bu temel hakkın elde edilmesinin önündeki engel ise emek sömürüsüne dayalı kapitalist sistemin ta kendisidir.
Her geçen gün derinleşen kriz koşullarında insanca bir yaşam ve çalışma koşullarını elde etmek için “Krizin faturasını kapitalistler ödesin!”, “İşten çıkarmalar yasaklansın!”, “İnsanca yaşamaya yetecek ücret!”, “Güvenceli çalışma koşulları sağlansın!” taleplerini de içeren bir mücadele hattı izlememiz şarttır. Bunun için de fabrika fabrika, işyeri işyeri sermaye sınıfına ve onun iktidarına karşı birleşmekten ve örgütlenmekten başka şansımız bulunmuyor.