“Yaşamın her alanında üstümüze çöken tahakkümü püskürtmek istiyorsak, bugün Rojava’da ve Suriye’de yaşanan saldırganlığa karşı durmalıyız. Barışın, halkların kanı üzerine değil kardeşliği üzerine inşa edilebileceğini haykırmalıyız.”
Suriye’de bir cihatçı katil, katlettikleri Kürt kadın direnişçinin saç örgüsünü kesip videosunu paylaştı ve elinde tuttuğu saç örgüsünü “ganimet” olarak niteledi.
“Ganimet” kelimesi, işgalci zihniyetin savaş koşullarında işgal ettiği topraklardaki kadınları nasıl gördüğünün en çıplak anlatımıdır. Nitekim günlerdir saç örmenin nasıl bir direniş eylemine dönüştüğüne ve buna nasıl saldırıldığına tanıklık ediyoruz. Bu vahşeti protesto etmek için saçını ören kadınların hedef haline getirildiğini, gözaltına alındığını, işten atıldığını görüyoruz.
IŞİD’in devamı olan HTŞ çeteleri Suriye’de Alevilere, Süryanilere, Dürzilere, Kürtlere dönük katliamlar yaptılar. ABD eliyle Suriye’nin başına getirilen bu tecavüzcü, katliamcı örgüt, aklanıp paklanarak dünya kamuoyuna “meşru bir güç” gibi pazarlanmaya çalışılıyor.
Oysa HTŞ’nin şeceresi bellidir: IŞİD artığıdır. HTŞ zihniyeti ile IŞİD zihniyeti arasında zerre fark yoktur. Suriye’de, Ortadoğu’da ve Türkiye’de (Ankara ve Suruç) katliamlar gerçekleştiren IŞİD’in devamcılarıdır bunlar. Bugün Suriye’de katliamlar gerçekleştirip kadınların saç örgüsüyle güç gösterisi yapanlar, dün kadınları köle pazarlarında satanlardır. Şimdi de yapmak istedikleri budur. Bütün gericiler gibi HTŞ de önce kadınları sindirmek istemektedir.
Ancak dün IŞİD nasıl kadınların ön saflarda yer aldığı direnişle süpürüldüyse, bugün de HTŞ’nin gerici, karanlık ve katliamcı zihniyetine karşı direniş sürmektedir.
Ülkeyi yöneten AKP iktidarı, bugün Suriye’de katliamlar gerçekleştiren, başta kadınlar olmak üzere tüm topluma gerici bir tahakkümü dayatan bu katil ve tecavüzcü çetenin fiili hamiliğini üstlenmektedir.
Bu vahşete sessiz kalmak, bu suçlara ortak olmanın yanı sıra, iktidara geldiği günden bu yana kadınlara her türlü gerici dayatmayı, baskı ve eşitsizliği reva gören AKP politikalarına güç vermek demektir.
Dolayısıyla biz kadınlar, özellikle de işçi ve emekçi kadınlar, yanı başımızda yaşanan bu insanlık dışı zorbalığa gözlerimizi kapatamayız. “Terörle mücadele”, “milli güvenlik” yalanlarıyla bizleri kandırarak emperyalist planların parçası olmaya, başta kadınlar ve Kürtler olmak üzere tüm halklara uygulanan zulme rıza göstermeye zorlayan kirli politikalara teslim olamayız.
Savaşlar herkesten önce kadınları vurur!
Bu savaşlarda kadın bedeninin her türlü aşağılayıcı muameleye maruz bırakılması, kadınların “savaş ganimeti” olarak köleleştirilmesi, kadın cinsiyetine dönük saldırılar, binlerce yıldır süren erkek egemen zihniyetin bir yansımasıdır. Bugün bu ülkede iktidarda olanlar; hamileliğimize, kaç çocuk doğuracağımıza, kıyafetimize, gülüşümüze dair fetvalar verenler, işte bu zihniyetin ortaklarıdır.
Biz emekçi kadınlar, kadınlara yönelik her türlü baskı ve sömürünün son bulmasını, halkların özgür, eşit ve kardeşçe yaşamasını istiyorsak, Suriye’de sergilenen vahşete karşı çıkmalıyız. Yaşamın her alanında üstümüze çöken tahakkümü püskürtmek istiyorsak, bugün Rojava’da ve Suriye’de yaşanan saldırganlığa karşı durmalıyız. Barışın, halkların kanı üzerine değil kardeşliği üzerine inşa edilebileceğini haykırmalıyız.
Ortadoğu’da yaşanan katliamlara son vermek için, ABD emperyalizmine “dur” demek için, işçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini büyütmek için işçi ve emekçi kadınlar olarak bir adım öne çıkmalıyız. Emperyalizme ve onun işbirlikçisi baskı ve zorbalık rejimlerine karşı sesimizi yükseltmeli, tüm ezilen halklar ve kadınlar için eşitlik ve özgürlük istemeliyiz.



