“Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!”

Kapitalizm, bir sömürü, baskı ve zorbalık düzenidir. Ve 1 Mayıs, bu insanlık dışı düzene karşı işçi sınıfının eşit ve özgür bir dünyanın tek temsilcisi olduğunu dosta, düşmana hatırlattığı gündür. Dünyanın dört bir yanında iki sınıfın karşı karşıya geldiği bu büyük günde Türkiye işçi sınıfı da 1976 yılında gerçekleştirdiği o görkemli çıkışın ruhuyla bir kez daha meydanlarda olmalıdır/olacaktır.

Vietnam halkının direnişi, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen en kararlı ve en öğretici mücadelelerden biridir. 20. yüzyıl boyunca bu küçük Asya ülkesi, yalnızca kendi kaderini tayin etmekle kalmamış, aynı zamanda dünyanın dört bir yanında ezilen halklara nasıl direnileceğini, emperyalist barbarlığa karşı nasıl mücadele edileceğini göstermiştir.

Fransız sömürgeciliği altında ezilen Vietnam halkı, 1930’lu yıllarla birlikte yükselen sosyalist hareketlerin de etkisiyle örgütlü bir direniş yoluna girdi. Bu sürecin en önemli önderlerinden biri olan Ho Şi Minh, Fransa’da tanıştığı sosyalist fikirleri ülkesine taşıyarak bağımsızlık mücadelesinin ideolojik ve örgütsel temelini attı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Japonya’nın çekilmesiyle birlikte 1945’te Vietnam Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak emperyalizm bu bağımsızlığı tanımadı ve Fransa yeniden saldırıya geçti. Vietnam halkının kararlı direnişi karşısında Fransa ağır bir yenilgi aldı. 1954’te imzalanan Cenevre Anlaşması ile ülke geçici olarak ikiye bölündü. Kuzey’de halk iktidarı kurulurken, Güney’de emperyalizmin desteklediği bir kukla rejim oluşturuldu.

Tam da bu noktada sahneye ABD emperyalizmi çıktı. Harry S. Truman döneminde şekillenen Truman Doktrini doğrultusunda hareket eden ABD, Vietnam’ı “komünizmin yayılmasını engelleme” bahanesiyle işgale girişti. 1965’te doğrudan askerî müdahaleye başlayan ABD, tarihin en vahşi savaş yöntemlerini kullandı. Napalm bombalarıyla köyler yakıldı, milyonlarca insan katledildi, doğa tahrip edildi ve Vietnam büyük bir yıkıma sürüklendi.

Ancak tüm bu barbarlık, Vietnam halkının direnişini kıramadı. Gerilla savaşıyla, halkın örgütlü gücüyle ve sarsılmaz bir inançla sürdürülen mücadele, dünyanın en büyük askerî ve teknolojik gücünü dize getirdi.

1973’te Paris Anlaşması ile ABD Vietnam’dan çekilmek zorunda kaldı. 1975’te Saygon’un düşmesiyle savaş kesin olarak sona erdi ve Vietnam birleşti.

Bu yenilgi, ABD tarihinde derin bir yara açtı. “Vietnam sendromu” olarak adlandırılan bu durum yalnızca askerî bir hezimet değildi; aynı zamanda emperyalizmin yenilmezlik mitinin çöküşüydü. Vietnam sendromu sadece ABD’yi değil, diğer ülkeleri de etkiledi. Savaşa karşı oluşan tepki ise dünya genelinde büyük bir savaş karşıtı hareketin oluşmasına yol açtı.

Ancak aradan geçen on yıllara rağmen emperyalist saldırganlığın karakteri değişmedi. Bugün de aynı saldırganlık Ortadoğu’dan Doğu Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyada savaşlar, işgaller ve müdahalelerle devam ediyor. İran’a yönelik emperyalist müdahale, Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye, Filistin ve Lübnan’da yaşanan yıkım, Latin Amerika’da başta Venezuela ve Küba’ya yönelik tehdit ve müdahaleler… Tüm bunlar emperyalist sistemin krizlerini yeni pazarlar ve yeni savaşlarla aşma çabasının ürünüdür.

Bu süreçte ABD emperyalizmi, İsrail siyonizmi ve emperyalist blokun askerî aygıtı NATO, saldırgan politikaların merkezinde yer almaktadır. Genişleme hamleleri, askerî yığınaklar ve bölgesel savaşlarla dünya halklarını yeni çatışmalara ve yıkıma sürüklemektedir.

Oysa Vietnam direnişi bize açık bir gerçeği gösteriyor: En güçlü görünen emperyalist ordular bile örgütlü bir halk karşısında yenilmeye mahkûmdur. Bu nedenle bugün işçi sınıfının ve ezilen halkların görevi açıktır: Emperyalist savaşlara karşı çıkmak, halkların kardeşliğini savunmak ve sömürü düzenine karşı mücadeleyi yükseltmek.

Vietnam zaferinin yıldönümü yalnızca bir anma günü değildir. Vietnam halkının emperyalizme karşı kazandığı zafer, aynı zamanda bir mücadele çağrısıdır. Emperyalizme karşı direnişin sembolü olan bu tarih, bugün de yol göstermektedir.

İhtiyaç olan şey, Vietnam’ın mücadele ruhunu kuşanmak ve onu bulunduğumuz her alanda yeniden üretmektir. Çünkü tarih göstermektedir: Emperyalizm yenilebilir; yeter ki örgütlü ve kararlı olalım.