“İnsanca bir yaşam, onurlu bir gelecek isteyen işçi sınıfının insanlığın düşmanı emperyalist haydutların savaş planlarına seyirci kalması düşünülemez. Haydutların savaş ve yıkım planlarını bozguna uğratmak, bir savaş makinesi olarak insanlığın celladı haline getirdikleri NATO’yu dağıtmak için harekete geçmek işçi sınıfı için acil ve ertelenemez bir sorumluluktur.”
Ülkenin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında yükselen ortak taleplerden biri NATO’dan çıkılması ve emperyalist üslerin kapatılması oldu. On binlerce işçi ve emekçi başta ABD olmak üzere emperyalist haydutların savaş politikaları karşısında mücadele kararlılıklarını bir kez daha 1 Mayıs alanlarından ifade ettiler.
Hemen ardından 6 Mayıs’ta Denizler’in idamının 54. yılı vesilesiyle gerçekleştirilen anmalarda da aynı gündem vardı. Bu topraklarda anti-emperyalist mücadele geleneğinin mimarları olan devrimci önderlerin anısına sahip çıkmanın yolunun bu geleneğe sahip çıkmaktan geçtiği bir kez daha vurgulandı.
1 Mayıs eylemlerinden ve 6 Mayıs anmalarından yansıyan bu tablo elbette ki boşuna değil. Emperyalizmin savaş makinesi, halkların katili NATO, 2026 yılı zirvesini 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye’de, Ankara’da gerçekleştirecek. Ve bu ülkenin haklarına, onuruna ve geleceğine sahip çıkan işçileri, emekçileri, devrimcileri bu haydutları hak ettikleri şekilde karşılamaya hazırlanıyor.
NATO, kurulduğu günden bugüne dünya halkları için savaşların, yıkımların, kanın ve gözyaşının adı oldu. NATO’nun “savunduğu” kapitalist sömürü düzeni, dünya halklarına çektirdiği acılar sayesinde ayakta kalabildi. Baş haydut ABD, on yıllar boyunca NATO’yu hem kapitalist sömürü düzenini ayakta tutmanın hem de diğer emperyalist-kapitalist devletleri kendi çıkarları etrafında bir arada tutmanın aracı olarak değerlendirdi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından NATO’nun varlığına ilişkin tartışmalar yaşansa da dünya halklarına yaşattığı acılar katlanarak büyümeye devam etti. Irak’ta, Afganistan’da ve sayısız coğrafyada silah tekellerinin ve emperyalistlerin çıkarlarını korumak uğruna bombalar patladı, kanlar döküldü. Bu pervasız saldırganlık bazen NATO şemsiyesi altında, bazen çözülen hegemonyasını ayakta tutmak isteyen ABD’nin küstahlığı eşliğinde yaşandı. Bazen emperyalist haydutlar doğrudan sahaya indiler bazen kışkırttıkları yerel savaşlarla dökülen kanların sorumlusu oldular.
7-8 Temmuz Ankara Zirvesi ise ABD’nin Ortadoğu’ya, Venezuela ve İran’a yönelik haydutça saldırılarının gölgesinde gerçekleşecek. Muhtemeldir ki faşist Trump bu operasyonlarda NATO üyesi ülkelerden yeterli desteği görmediğinden yakınacak, emperyalist kapitalist dünyadaki hegemonyası karşısında yükselen çatlak sesleri bastırmaya çalışacak. Diğer NATO üyesi ülkelerin egemenleri ise kendi çıkarlarına göre konum almaya çalışacaklar. Ve elbette ki daha fazla silahlanma, daha fazla savaş bütçesi kararları alınacak.
Zira, çıkan çatlak seslerin nedeni hiçbir zaman NATO eliyle dünya halklarına yaşatılan acılar olmadı. Onların kavgası hiçbir zaman pastadaki payın nasıl dağıtılacağı üzerine bir kayıkçı dövüşünün ötesine geçmedi. Bu yüzden, tüm tartışmalara rağmen NATO, yeni üye ülkelerle genişlemeye, yeni üsler kurmaya, dünya halklarına karşı yeni suçlar işlemeye devam etti.
Türkiye’de kurulması planlanan yeni NATO karargâhı da işte bu tablonun bir parçasıdır. Ortadoğu halklarına yaşatılmak istenen yeni acıların ilanıdır. Türkiye’yi yönetenler ise hem 2026 yılı NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmak için giriştikleri hummalı hazırlıklarla hem de ülke topraklarını bu yeni karargâhla bir kez daha emperyalist haydutların hizmetine açarak kimlerin safında olduklarını yeniden göstermiş durumdalar.
Onlar da kendi koltuklarını korumak ve pastadan pay kapmak uğruna on yıllardır işbirlikçiliğini ve tetikçiliğini yaptıkları bu savaş makinesinde milyonlarca işçi ve emekçinin kanını pazarlık malzemesi yapmaktadırlar.
Bu gerçekler ortadayken insanca bir yaşam, onurlu bir gelecek isteyen işçi sınıfının insanlığın düşmanı emperyalist haydutların savaş planlarına seyirci kalması düşünülemez. Haydutların savaş ve yıkım planlarını bozguna uğratmak, bir savaş makinesi olarak insanlığın celladı haline getirdikleri NATO’yu dağıtmak için harekete geçmek işçi sınıfı için acil ve ertelenemez bir sorumluluktur.
7-8 Temmuz’da gerçekleştirilmesi planlanan Haydutlar Zirvesi’ne bu bilinçle hazırlanalım. Fabrikalarda, işyerlerinde, sokaklarda, meydanlarda ve yaşamın olduğu her yerde emperyalizme ve onun savaş örgütü NATO’ya karşı “Halkların katili NATO DEFOL!” çağrısını yaygınlaştıralım!



