Bolivya’da işçi sınıfı ve emekçiler ayakta!

Bu güçlü isyan geleneği kuşkusuz belli kazanımlar sağlıyor. Ancak bu deneyimler şunu gösteriyor: Sömürü, eşitsizlik, doğanın talan edilmesi, ülke kaynaklarının emperyalist tekellere peşkeş çekilmesi vb. sorunların köklü çözümü için sermaye düzeninin yerle bir edilmesi, sosyalist işçi-emekçi iktidarının kurulması gerekiyor.

Bir Latin Amerika ülkesi olan Bolivya’da işçi sınıfının, sendikaların, kent yoksullarının, kır emekçileri ile yerli halkların isyan dalgaları birbirini izliyor. Nisan ayında başlayan son dalga Amerikancı rejimi sarsamaya devam ediyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında devlet başkanı olan Amerikancı Rodrigo Paz’ın ilk işi neoliberal politikaları pervasızca uygulamak oldu. Tıpkı Ankara’daki saray rejimi gibi ekonomik krizin faturasını emekçilerin sırtına yıkmak için saldırıya geçti.

Emekçi halkın isyan geleneğini küçümseyen Paz, kısa sürede baltayı taşa vurduğunu anladı. Bir yandan isyanın sönümlenmesi için bazı tavizler verirken, aynı anda kolluk kuvvetlerini işçilerin, emekçilerin, yerli halkların üzerine saldı. Kitleler saldırılara karşı direndi. Maden işçileri “geleneksel silahları” olan küçük dinamit lokumlarıyla polis saldırılarına karşı koydular.

Grevler, gösteriler, ana yolların blokajı gibi eylemler Mayıs ayı boyunca devam etti. Eylemlere militan mücadele geleneği ile bilinen maden işçileri başta olmak üzere öğretmen sendikaları, köylü örgütleri, yerli halk toplulukları, ulaşım işçileri, koka üreticileri, kent yoksulları katılıyor. Saldırılarda ölen ve yaralanan emekçiler oldu. Çok sayıda kişi de gözaltına alındı.

Kolluk güçlerinin saldırıları emekçileri yıldıramadığı gibi, Paz’ın geri adım atması da öfkeyi dindirmeye yetmedi. Doğal gaz üretiminin düşmesi, döviz sıkıntısının yarattığı sorunlar, yakıt krizleri, hayat pahalılığı, yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması gibi sorunlara karşı başlayan gösteriler kısa sürede kitlesel militan bir boyuta ulaştı.

Rejimle pazarlık yapmayacaklarını ilan eden emekçiler, Rodrigo Paz’ın derhal istifa etmesini talep ediyorlar. Bolivyalı işçi ve emekçiler son çeyrek asırda birkaç devlet başkanını kovdular. Görünen o ki, bu kez sıra Rodrigo Paz’a gelmiş bulunuyor.

***

Bolivya son 30 yılda güçlü halk hareketlerine sahne oldu. Özellikle maden işçilerinin, sendikaların, kent yoksullarının, yerli halkların ve köylü örgütlerinin oluşturduğu toplumsal güçler defalarca isyan etti. Neoliberal özelleştirme politikalarına, doğal kaynakların kapitalist tekellere peşkeş çekilmesine, suyun özelleştirilmesine karşı gelişen mücadeleler giderek siyasal boyutlara sıçradı.

Bu isyan dalgalarında neo liberal politikalar izleyen birçok Amerikancı devlet başkanı koltuğundan oldu, bazıları ülkeden kaçmak durumunda kaldı.

Bolivya’nın en önemli toplumsal direnişlerinden biri olan Cochabamba Su Savaşları (1999-2000), su ve kanalizasyon hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı gelişti.

2003 yılında hükümetin doğal gazı Şili üzerinden ihraç etme planı da büyük bir tepkiye yol açtı (Gaz Savaşı). Sendikalar, yerli örgütler, Al Alto halkı başta olmak üzere işçi ve emekçiler şu soruyu öne çıkardı: “Bolivya’nın zenginliği neden yabancı şirketlere gidiyor?”  Ülke çapında yol kapatmalar, genel grevler ve kitlesel gösteriler düzenlendi. Güvenlik güçlerinin saldırıları sonucu onlarca kişi yaşamını yitirdi. Buna rağmen isyan sürdü. Rejim geri adım atmak zorunda kaldı ve devlet başkanı ülkeden kaçtı.

2005’de de El Alto ve La Paz Ayaklanmaları patlak verdi. El Alto ve La Paz çevresinde gelişen protesto dalgalarında emekçilerin başlıca talepleri şunlardı: Doğal gazın tamamen kamulaştırılması, yerli halkların siyasal temsilinin artırılması, neoliberal ekonomik modelin sona erdirilmesi…

Bu ayaklanmaların yarattığı birikim sayesinde Sosyalizme Doğru Hareket’in (MAS) lideri Evo Morales devlet başkanı seçildi. Morales yönetiminde de devam eden halk hareketleri, iktidarın emekçiler lehine birçok adım atmasını sağladı. Morales birkaç kez seçildi. Ancak sistemle barışık politika izleyerek yozlaşan Morales yönetimi emekçilerin umutlarını kırdı ve sonunda Amerikancı Paz’ın seçilmesinin yolunu düzledi. Ancak emekçiler Paz’ın saldırılarına karşı da sokaklara taşarak, isyan geleneğinin diri olduğunu gösterdiler.   

Bu güçlü isyan geleneği kuşkusuz belli kazanımlar sağlıyor. Ancak bu deneyimler şunu gösteriyor: Sömürü, eşitsizlik, doğanın talan edilmesi, ülke kaynaklarının emperyalist tekellere peşkeş çekilmesi vb. sorunların köklü çözümü için sermaye düzeninin yerle bir edilmesi, sosyalist işçi-emekçi iktidarının kurulması gerekiyor.