Sahnenin arkasında emperyalistler ve NATO var…

Dünya halklarına dönük savaş ve saldırı örgütü olan NATO 2000’li yıllardan beri “StratCom” gibi kurumlar aracılığıyla “iletişim”, “bilgi yönetimi” gibi adlarla dezenformasyonlara, algı operasyonlarına başvuruyor. Şimdi de ideolojik propagandada sinemayı da aktif olarak kullanmayı hedefliyor.

Sinema; güldüğümüz, ağladığımız, gündelik hayatın kimi anlarına tanıklık ettiğimiz, hayaller kurduğumuz ve dört bir yandan kuşatıldığımız bu sömürü düzeninde bir nebzede olsa nefes alabildiğimizi hissettiğimiz sanat dallarının başında geliyor.

Üstelik bugün, yüksek bilet fiyatlarıyla erişimi zorlaşan sinema salonlarını bir kenara bırakırsak, dijitalleşen dünyada daha kolayından ulaşılan medya araçlarından biri olması da bunu ayrıca kolaylaştırıyor.

Bizlerin sinemaya atfettiği değerlerin aksine, egemenler, “ışıltılı sinema dünyası” ilk ortaya çıktığından itibaren ona çok farklı misyonlar biçtiler.

Yaşadığımız sömürü düzeninde kapitalistler için her şeyin başı daha fazla kâr elde etmektir. 1800’lü yılların ortasında geniş kitlelerin sinemaya ilgisinin yüksek kârlar getirmesi, sektörün dev bir endüstriye dönüşmesinin önünü açtı. Film şirketleri zamanla enerji, finans, teknoloji şirketleriyle iç içe geçmiş medya imparatorluklarına dönüştü. Amerika merkezli Hollywood’dan dünyanın dört yanına yayılan ağlarla devasa bir pazar haline geldi.

Ancak egemenler, sinemanın yüksek kârlar getirmesi dışında başka bir yönünü daha keşfettiler. Kitleleri etkileme gücünü…

Amerikan emperyalizmi, sinemayı “Amerikan rüyası” adı altında toplumu şekillendirmenin bir imkânı olarak gördüğü gibi, sinema aracılığıyla “Amerika’nın sarsılmazlığı” mitini yayarak Amerika’nın dünya üzerinde hakimiyetini pekiştirmeyi hedefledi.

Nasıl mı? Düşmanlar yarattılar mesela… Ve o düşmanların karşısında Amerikalı kahramanlar…Bir dönem vahşi Kızılderililer düşmandı, 2. Dünya savaşı sırasında Almanlar ve Japonlar, sonrasında Sovyetler, Körfez savaşının ve 11 Eylül’ün ardından ise “Arap teröristler”. Ve o düşmanlar karşısında kahramanlar ve savaşlarda yenilmez ve sarsılmaz Amerikalılar gerçekliği…

Ve özellikle 1940’lardan sonrasında Amerikan yönetimi sektörü kendi dış politikasına göre şekillendirmek için büyük çaba harcadı. 1942 yılında Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) tarafından kurulan Savaş Bilgilendirme Ofisi (OWI) sinema başta olmak üzere her türlü medya- iletişim aracına müdahale ederek, bu araçları propaganda aygıtı olarak kullanmaya çalıştı. Hollywood’da daha özel müdahale için Pentagon Film İrtibat Bürosu kuruldu. Bu ofis aracılığıyla filmler gerçekler çarpıtılarak Amerikan dış politikasını meşrulaştıracak şekilde yapıldı. Düşmanlar belirlendi, bu düşmanlar döneme göre değiştirildi. Emperyalist savaşlar ve askeri operasyonlar, kitle katliamları bu filmler aracılığıyla meşrulaştırılmaya çalışıldı. Amerika’nın (Vietnam’da olduğu gibi) aldığı yenilgilerin ardından Amerikan ordusunun imajı, yine Pentagon güdümünde, Hollywood şirketleri tarafından yapılan filmlerle onarılmaya çalışıldı.

Bu müdahaleler sonraki dönemler de de devam etti. 11 Eylül’ün ardından ABD Başkanı Bush’un siyasi danışmanı Karl Rove da sinema tekelleri ile bir araya gelerek sektöre dair yeni planlar-projeler oluşturdu. 11 Eylül’ün ardından özellikle Ortadoğu temalı, “Arap teröristlere” karşı savaşan, bölgede “kurtarıcı” rolünü üstlenen ve daima kazanan Amerikalı kahramanları anlatan filmlerin çekilmesi tesadüf olmasa gerek…

NATO da sektöre el attı…

Hollywood’un çizgisi daima ABD emperyalizmi ve NATO’nun politikalarıyla bağlantılı olmasına rağmen, ABD’nin sektöre bilfiil müdahalelerinin ardından şimdi de NATO sektöre el attı.

Dünya halklarına dönük savaş ve saldırı örgütü olan NATO 2000’li yıllardan beri “StratCom” gibi kurumlar aracılığıyla “iletişim”, “bilgi yönetimi” gibi adlarla dezenformasyonlara, algı operasyonlarına başvuruyor. Şimdi de ideolojik propagandada sinemayı da aktif olarak kullanmayı hedefliyor.

Bu amaçla geçtiğimiz aylarda farklı ülkelerde ardı ardına sinema tekellerinin temsilcileriyle buluşmalar gerçekleştirdi. Kamuoyundan “sanatın savaş için kullanılması” yönünde gelen itirazların ardından toplantıların “sektörden gelen ilgi üzerine”, “bilgilendirme amaçlı” yapıldığına dair savunular yapılsa dahi, söz konusu toplantıların amacı çok açık… Film-dizilerle NATO’nun imajını yenilemek, savaş ve saldırganlık politikalarını meşrulaştırmak ve özellikle Avrupa’da savaş harcamalarının artırılması için kitle desteğini sağlamak…

Hatta toplantılardan yansıyanlara bakılırsa, hangi vurguların öne çıkarılacağı, hangi “düşmanların” hedefe çakılacağı, sahnelerde hangi imgelerin öne çıkartılacağı dahi tartışıldı.

Daha somut olarak Rusya ve Çin tehdidinin işlenmesi gerekliliği öne sürülürken, şirketlere siber savaş, enerji krizleri, dron saldırıları, halk isyanları vs. imgelerin kullanılması “tavsiye” edildi.

Dünya ölçeğinde savaş ve saldırganlık politikaları tırmanırken halkların öfkesi de artıyor. NATO da, NATO’nun “çevirdiği” filmler de er ya da geç dünya halkları tarafından tarihin çöplüğüne atılacak.