İşyerlerinde baskı, taciz ve mobbing artıyor

Çalışma yaşamında olağan hale getirilmeye çalışılan bu saldırıların karşısında durmak, insanca bir yaşamı savunmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Baskıya, tacize ve mobbinge karşı ancak susmayarak, bu saldırılara maruz kalan ve susmayan arkadaşlarımızın yanında durarak, birliğimizin gücüne inanarak karşı koyabiliriz.

Ekonomik krizin faturası derinleşiyor, birçok hakkımız gasp ediliyor, ücretlerimiz eriyor, çalışma koşullarımız ağırlaşıyor. Bütün bunlarla birlikte baskı, taciz ve mobbing de gittikçe artarak, çalışma yaşamında “olağan” hale gelmiş durumda.

Mobbing, esas olarak kapitalist ve temsilcileri tarafından bir ya da daha fazla işçiye sistematik olarak uygulanarak, böylece yıldırma, iradesiz kılma ve boyun eğdirmeyi amaçlayan bir baskı türüdür. Mobbing ile çoğu zaman amaçlanan, işçinin haklarını talep etmeden kendi “rızası” ile işten çıkması ya da kendisine dayatılan çalışma koşullarına rıza göstermesinin sağlanmasıdır. Açgözlü kapitalist patronların kıdem ve ihbar tazminatı gibi vermekle yükümlü oldukları hakları gasp etmek için uyguladıkları bu taciz biçimi özellikle son dönemde giderek yaygınlaşmaktadır.

Genel anlamda tehdit edici, rahatsızlık verici, toplumsal yaşama ve etik kurallara uygunsuz davranışlar olarak tanımlanan taciz ise farklı biçimleriyle, krizin derinleşmesi ve çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla birlikte çalışma yaşamında da artmaya devam ediyor.

Mobbingle Mücadele Derneği’nin 2023 yılı verilerine göre, mobbing şikayetleri 2022 yılına oranla yüzde 40 artmış durumda. Tabii bu oran sadece resmi şikayetleri yansıtıyor. Gerçek verilerin korkunç boyutlara ulaştığı ise tartışmasız. Taciz ve mobbinge en ağır şekilde maruz kalan kesimi ise kadın işçiler oluşturuyor. Cinsiyet Eşitliği Politikaları Derneği’nin verilerine göre, çalışma yaşamında şiddet ve tacize uğrayan kişilerin yaklaşık üçte biri birden fazla şiddet türüne maruz kalmıştır. Bu oran erkeklerde yüzde 29,6 iken kadınlarda yüzde 34,1’dir.

Açgözlü kapitalistler bu sistematik saldırılarla bir yandan kâr hırsı uğruna daha fazla işi daha az işçiye yaptırıyorlar. Diğer yandan azgın sömürüye, düşük ücretlere, hak gasplarına, kölelik koşullarına itiraz etmeyecek, itaatkâr bir işçi ordusu yaratmayı hedefliyorlar. Ataerkil anlayışın kadına dayattığı ikincil konum sayesinde kadın işçiler bu saldırıların daha “kolay” hedefi oluyorlar. Sadece işçi oldukları için değil kadın oldukları için de evde, sokakta vb. olduğu gibi işyerinde de baskı ve tacize maruz kalıyorlar.

Kadın işçiler psikolojik, sözlü, fiziksel tacizin ötesinde cinsel tacize de maruz kalıyorlar. Erkek egemen sistemin değer yargıları nedeniyle yaşadıkları tacizi çoğu zaman suçlu bulunma kaygısıyla anlatamıyorlar.

Bunların yanı sıra kadın işçilere bant başında daha hızlı çalışması için bağırılıyor, hakaret ediliyor. Kadın işçiler doğum izni, süt izni gibi haklarını kullandıkları için işsizlikle tehdit ediliyorlar. Evlenip evlenmeyeceğine, çocuk yapıp yapmayacağına, yürümesine, konuşmasına dahi karışılıyor. Tüm bunları yaşayan kadın işçiler her gün baskı, mobbing ve tacizin de en ağırıyla yüz yüze kalıyorlar.

Tüm bunlar karşısında direnmek ve örgütlenmek dışında bir çıkış yolu bulunmuyor. Çalışma yaşamında olağan hale getirilmeye çalışılan bu saldırıların karşısında durmak, insanca bir yaşamı savunmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Baskıya, tacize ve mobbinge karşı ancak susmayarak, bu saldırılara maruz kalan ve susmayan arkadaşlarımızın yanında durarak, birliğimizin gücüne inanarak karşı koyabiliriz.