“Küba, ‘90’lı yıllardan bu yana, yalnız kalmanın yarattığı çok yönlü sorunlara, ABD emperyalizminin kuşatma ve saldırılarına rağmen ayakta kalmak için direnmeye devam ediyor. Bugün de bu süreci kolektif bir seferberlikle, insanı merkeze alan politikalardan ödün vermeden, yokluktan var etmeye çalışarak aşmaya çalışıyor. Bu gücü, on yıllardır karşı karşıya kaldığı saldırılar ve kriz koşullarında kazandığı direncinden alıyor.”
ABD’nin hemen yanı başında küçük bir ada ülkesi olan Küba, uzun yıllardır Amerika’nın başını çektiği emperyalist güçler tarafından uygulanan ablukanın en ağır sonuçlarını yaşıyor. Ocak ayından bu yana yoğunlaşan abluka gelinen yerde büyük bir insani krize yol açmış durumda.
Çok yönlü kuşatmanın yanı sıra yakın zamanda petrol sevkiyatının engellenmesi sonucu yaşanan enerji krizi Küba’daki hayatı neredeyse felç etmiş hale geldi. Yakıt kıtlığına bağlı olarak elektrik kesintileri, temel yaşamsal hizmetler olan sağlık ve eğitimi son derece olumsuz etkileyerek durma noktasına getirdi. Hastanelerde tedaviler büyük oranda askıya alınırken, acil olanlar dışında ameliyatlar yapılamıyor, diyaliz gibi düzenli tedavi süreci gerektiren hastalıklarda ciddi aksamalar yaşanıyor. Okullarda eğitim ise neredeyse durdu, kamu ve özel taşımacılık alabildiğine azaldı. İlaçlara ve gıdaya erişim de alabildiğine zorlaştı.
Çöp toplama sisteminin çökmesi sonucu ciddi bir halk sağlığı sorunu ortaya çıktı. Kreş, huzurevi vb. toplumsal kurumların yönetimi ise ciddi aksama ile karşı karşıya kaldı.
Küba’ya dönük abluka, ABD emperyalizminin başta Ortadoğu olmak üzere dünya çapında uyguladığı savaş ve saldırganlık politikalarından bağımsız değil. Trump yönetimi, emperyalist hegemonya mücadelesi kapsamında hakimiyetini güçlendirmek için saldırganlık politikalarında gemi azıya almış durumda.
Trump yönetiminin 2025’in son günlerinde yayınladığı ulusal güvenlik doktrini, ABD’nin “güvenliğini” tehdit ettiğini iddia ettiği ülkelere karşı ambargo, ticaret işlemlerinin ve yollarının kesilmesi, tedarik zincirinden dışlanma vb. ekonomik saldırıları da içeriyor.
Bu doktrine dayanarak, Venezuela’ya dönük saldırının ardından 30 Ocak tarihinde yürürlüğe konulan “acil durum kararnamesi” ile, Küba’ya petrol sağlayan ülkelere ek gümrük vergisi ve Küba’yla ticaret yapan ülkelere yaptırımlar getirildi. Böylece başka ülkeler de Küba’ya tutum almaya zorlandı.
Bugüne kadar sağlık hizmeti karşılığında Küba’nın petrol ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan Venezuela, bu yaptırımların ardından petrol sevkiyatını kesti. Ardından Meksika petrol sevkiyatını durdurdu. Jamaika, Guyana, Barbados, Honduras vb. ülkeler Küba ile olan sağlık anlaşmalarını sonlandırdılar. Ülkelerinde bulunan “sağlık tugayları”nın vizelerini iptal ettiler.
Geçtiğimiz yıl yeniden “teröre destek veren ülkeler” listesine alınan Küba’ya dönük ablukanın sebebi elbette Küba’nın, Trump’ın deyimiyle “alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit” olması değil. Tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi Küba’nın da kaynaklarına el koymak istiyorlar. Daha önemlisi de, hemen yanı başında olan, on yıllardır Amerikan emperyalizmine direnen bir halka boyun eğdirerek rejim değişikliğini hedefliyorlar.
Küba halkı ile dayanışmaya!
1 Ocak 1959’da Küba’da gerçekleşen devrim sert mücadelelerin ardından sosyalizme yöneldi. Ancak Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’nun yıkılmasının ardından sistem karşısında neredeyse tek başına kaldı.
Küba, ‘90’lı yıllardan bu yana, yalnız kalmanın yarattığı çok yönlü sorunlara, ABD emperyalizminin kuşatma ve saldırılarına rağmen ayakta kalmak için direnmeye devam ediyor. Bugün de bu süreci kolektif bir seferberlikle, insanı merkeze alan politikalardan ödün vermeden, yokluktan var etmeye çalışarak aşmaya çalışıyor. Bu gücü, on yıllardır karşı karşıya kaldığı saldırılar ve kriz koşullarında kazandığı direncinden alıyor.
Ancak gelinen aşamada Küba halkının kaderini örgütlü gücü kadar, başta bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası dayanışmanın gücü belirleyecek.
Küba’yı savunmak, Küba halkına karşı bir sorumluluk olduğu kadar, dünyayı kan gölüne çeviren Amerikan emperyalizminin savaş ve saldırganlık politikalarına karşı çıkmak açısından da önem taşıyor. Dolasıyla bugün işçi ve emekçilerin yapması gereken, emperyalizme karşı insanüstü bir çaba ile direnen Küba halkının yanında olmak ve ablukanın kaldırılması için mücadele etmektir.



