İşçi sınıfı ve emekçiler, eğitimi bir hak olmaktan çıkararak sınıfsal eşitsizliği derinleştiren bir araca dönüştüren bu sisteme karşı çıkmalı, elemeci yöntemin aksine bilimi öğreten, sorgulayan ve geliştiren bir eğitim için eşit, parasız ve bilimsel eğitim talepleriyle sermayenin ve iktidarın politikalarına karşı mücadele etmelidir.
8. sınıf öğrencilerinin girdiği Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sonuçları, eğitimdeki çürümeyi bir kez daha gözler önüne serdi. MEB’in sınavın ardından yayımladığı ve sonuçları “yüksek başarı” olarak sunduğu rapor, aslında saklamaya çalışılan bir gerçeği, eğitimdeki dibe çöküşü ortaya koydu.
Eğitim sadece niteliksizleşmiyor, aynı zamanda sınıfsal ayrımlar da derinleşiyor. Parası olan öğrencilerin özel ders ve kurslarla başarıya ulaşma şansı artarken, bu olanaklara erişemeyen yüz binlerce işçi ve emekçi çocuğu ise geride bırakılıyor.
100 ile 500 puan arasında sıralama yöntemiyle yapılan değerlendirmede, 300 puanın üzerinde, yani soruların en az yarısını doğru yanıtlayan öğrencilerin oranı yüzde 38’de kaldı. Yani sınava giren öğrencilerin yüzde 62’si soruların yarısını dahi yanıtlayamadı. Soruların dörtte üçünü yapabilen öğrencilerin oranı ise yalnızca yüzde 13 oldu.
Daha da çarpıcı olan ise okul başarı puanı 90’ın üzerinde olan on binlerce öğrencinin LGS’de başarı kriterlerini karşılayamamasıydı.
Sonuçlar eğitimdeki uçurumun giderek derinleştiğini gösteriyor. Özel okullardaki soruları doğru yanıtlama oranı, devlet okullarının neredeyse iki katına ulaştı. Bu durum öğrencilerin başarısızlığını değil, sermaye düzeninin dayattığı niteliksiz, elemeci ve paralı eğitim sisteminin sonuçlarını gösteriyor. Eğitim hakkının sınıfsal ayrıcalığa dönüştürüldüğü bu düzende, parası olan daha nitelikli eğitime ulaşırken milyonlarca öğrenci eşitsizliğin ve başarısızlığın içine itiliyor.
Bir garabette yerleştirmeler üzerinde yaşandı. Anadolu ve fen liselerinin kontenjanları düşürülürken, imam hatip ve meslek liselerinin kontenjanları artırıldı.
Sermaye düzeninin ihtiyaçlarına göre şekillenen eğitim sistemi, her iktidar döneminde onlarca değişikliğe uğradı. AKP iktidarıyla geçen yıllarda da bu durum değişmedi.
“Dindar ve kindar nesil” yaratma hedefini saklamayanlar, nispeten belli bir niteliğe sahip olan okulların bir kısmını kapatırken imam hatip okullarına ayrılan ödenekleri artırdı ve bu okulları çeşitli teşviklerle destekledi. “Mesleki eğitim memleket meselesi” denilerek, açgözlü sermayedarların ihtiyaçları doğrultusunda mesleki eğitim, sermayenin ucuz ve nitelikli iş gücü ihtiyacına dayalı bir çerçeveye oturtuldu.
Diğer yandan, parası olanın daha nitelikli bir eğitim almasının önü açılarak özel okullara çeşitli teşvikler sağlandı. Böylece eğitim hakkı giderek kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp parası olanın satın alabildiği bir ayrıcalığa dönüştürüldü.
Eğitimdeki bu gerici dönüşümün sonucu, işçi ve emekçi çocuklarının asgari bir eğitim düzeyinden bile mahrum kalmasıdır. Son LGS sınav sonuçlarının bir kez daha gösterdiği gerçek budur.
İşçi sınıfı ve emekçiler, eğitimi bir hak olmaktan çıkararak sınıfsal eşitsizliği derinleştiren bir araca dönüştüren bu sisteme karşı çıkmalı, elemeci yöntemin aksine bilimi öğreten, sorgulayan ve geliştiren bir eğitim için eşit, parasız ve bilimsel eğitim talepleriyle sermayenin ve iktidarın politikalarına karşı mücadele etmelidir.



