Önümüzdeki dönem yeni toplumsal mücadelelere gebedir. Çünkü kriz büyüyor, sömürü derinleşiyor. Sermayedarlar tüm bu süreçlerde korunup kollanarak büyürken, açlık ve yoksulluk düzeni pekişiyor. Düzenin yarattığı yıkım ve büyüyen zorbalık milyonları yeniden mücadeleye, meydanlara çağırıyor.
13 yıl önce Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilerek yerine Topçu Kışlası yapılmak istenmesine karşı başlayan tepki, kısa sürede milyonların katıldığı büyük bir halk hareketine dönüştü. Toplumda yıllardır biriken öfkenin açığa çıktığı bu direniş, baskı ve sömürüye, yasak ve dayatmalara karşı milyonların ortak mücadelesine dönüşerek, ülke tarihinin en önemli toplumsal mücadelelerinden biri oldu.
İşçiler, gençler, kadınlar, öğrenciler, emekçiler, işsizler ve geleceksiz bırakılan milyonlar günler boyunca yan yana gelerek haklarını ve özgürlüklerini savundular. Baskıya, yoksulluğa ve yaşamlarına yönelik müdahalelere karşı yükselen öfkeyle meydanları doldurdular. Emperyalizmin ve sermaye sınıfının yılmaz savunucusu olan AKP’nin zorbalığına karşı yükselen bu ses kısa sürede tüm ülkeye yayıldı.
Haziran Direnişi, toplumun uzun yıllar boyunca biriken öfkesinin görkemli bir dışa vurumuydu. Polis şiddetine, gaz bombalarına ve her türden algı operasyonuna rağmen günlerce süren direniş, birlikte mücadele etmenin gücünü gösterdi. Meydanlarda inşa edilen dayanışma, yan yana gelmenin ve bir arada durmanın verdiği özgüvenle büyüdü. O günler boyunca korku duvarı ve “hiçbir şey değişmez” yanılsaması, milyonların mücadele ve dayanışma duygusuyla parçalandı. Devrimci bir önderlikten ve eylemi ileriye taşıyacak örgütlülükten yoksun olan kitle hareketi en sonunda geri çekilmek zorunda kaldı. Ama geride, gelecek güzel günlere dair, bizzat eylemin içinden doğan ve kitlelerin kendi eseri olan bir umut bıraktı.
Aradan geçen yıllar, Haziran’da sokağa çıkanların neden haklı olduğunu daha açık biçimde gösterdi. Ekonomik kriz giderek boyutlandı, baskı ve zorbalık hiç olmadığı kadar arttı, emperyalizme bağımlılık ve teslimiyet daha da derinleşti.
Bugün tüm topluma ve işçi sınıfına yönelik saldırılar daha da sertleşmiş durumda. Kapitalistler kriz bahanesiyle düşük ücretleri, esnek çalışmayı ve güvencesizliği dayatıyor. İş cinayetleri sıradanlaştırılıyor. Sendikal örgütlenmeler baskıyla engelleniyor. Grevler yasaklanıyor. İşten atmalar olağan hâle geliyor. Emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşırken patronlar servetlerine servet katıyor. Gençlik geleceksizlik içinde yaşamaya zorlanıyor. Kadınlar hem sömürüye hem derinleşen ayrımcılık politikalarına ve şiddete karşı mücadele ediyor. Doğa, sermaye yanlısı projelerle yok ediliyor.
Siyasal hak ve özgürlükler artık tamamen ortadan kaldırılıyor. Burjuva demokrasisinin en sıradan gereklerinin bile ayaklar altına alındığı bir zorbalık sergileniyor.
Bugün hâlâ da Haziran Direnişi’nden korkmalarının nedeni budur. Çünkü Haziran, en karanlık zamanlarda bile bir kıvılcımın ülkeyi aydınlatabileceğini gösterdi. Halkın birleştiğinde nasıl büyük bir güç hâline geldiğinin ve bu toprakların gerçek sahibinin milyonlar olduğunun canlı kanıtı oldu. Korku duvarlarını yerle bir etti. Sinmiş, sessizliğe mahkûm edilmiş görünen kitlelerin bir anda ayağa kalkıp mücadeleye atılabileceğini gösterdi.
Fakat artık Haziran Direnişi’nden daha büyük dersler çıkarmak gerekiyor. Haziran Direnişi toplumun çok geniş kesimlerini bir araya getirmiş olsa da, bu öfkenin kalıcı ve örgütlü bir güce dönüşmesindeki eksiklikler hareketin geri çekilmesinde önemli rol oynadı. Ne yazık ki işçi sınıfı, bireyler ve işçi önderleri olarak katılımın ötesinde bir sınıf olarak bu direnişteki yerini alamadı. O direnişi başka bir düzeye taşıyamadı. İşte bu yüzden AKP karanlığı yıkılamadı. Ama Haziran, yalnızca ne yapılması gerektiğini değil, bunun nasıl yapılacağını da gösteren önemli bir deneyim bıraktı.
Önümüzdeki dönem yeni toplumsal mücadelelere gebedir. Çünkü kriz büyüyor, sömürü derinleşiyor. Sermayedarlar tüm bu süreçlerde korunup kollanarak büyürken, açlık ve yoksulluk düzeni pekişiyor. Düzenin yarattığı yıkım ve büyüyen zorbalık milyonları yeniden mücadeleye, meydanlara çağırıyor.
Üzerimize düşen görev, karanlığı yırtmak ve işçi sınıfının örgütlü gücünü açığa çıkarmaktır. Bu da ancak işçi sınıfının tabandan örgütlenmesi ve üretim alanlarından mücadeleyi yükseltmesiyle mümkün olacaktır.



