Yeni yıkım planları ve savaş ekonomisine geçiş

Ankara Zirvesi’nden çıkan sonuç net bir uyarıdır: Emperyalizm yapısal krizini aşmak için daha fazla kan, daha fazla sömürü ve daha fazla savaş talep etmektedir. Silah tekellerinin kâr edebilmesi için işçi ve emekçi çocuklarının cephelere sürüldüğü, milyarlarca dolarlık bütçelerin bombalara harcandığı bu çürümüş düzen, insanlığın geleceğini tehdit etmektedir.

7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin derinleşen krizini, çetinleşen hegemonya kavgalarını ve dünya halklarına karşı hazırlanan topyekûn imha planlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Emperyalist haydutların Erdoğan’ın sarayında yankılanan hezeyanları, sermaye düzeninin bekası için işçi sınıfının sırtına yıkılacak milyarlarca dolarlık yeni faturaların, yeni paylaşım savaşlarının ve topyekûn yıkım tehdidinin ilanıdır.

Kurulduğu 1949 yılından bu yana NATO, ABD emperyalizminin küresel hegemonya aracıdır. Emperyalist-kapitalist sömürü düzeninin elinde bir karşı-devrim aygıtı, uluslararası finans kapitalin silahlı sopasıdır. Dünyanın dört bir yanında haksız ve kirli savaşlarda dökülen her damla kanın, yağmalanan her zenginliğin arkasında olan güçlerden biridir. NATO, aynı zamanda emperyalist haydutlar için bir pazar güvencesidir. Kapitalizmin krizini militarizmi körükleyerek ertelemenin bir aracıdır. Ankara Zirvesi, bu kanlı ve kirli sicilin önümüzdeki dönemde daha da vahşileşeceğinin açık bir teyididir.

Ankara Zirvesi’nden yansıyan tablo göstermektedir ki, ABD emperyalizmi, yıllardır süren pazarlıklar ve yaşanan iç gerilimlerin ardından, NATO’yu kendi stratejik hedefleri doğrultusunda yeniden şekillendirmek için yoğun bir çaba harcamaktadır. Zirveden yansıyan ilk sonuçlar bu doğrultuda belli bir mesafenin kat edildiğini göstermektedir.

“NATO 3.0” ve Ankara Deklarasyonu

Zirvenin ardından yayınlanan “Ankara Deklarasyonu”, emperyalist merkezlerin içine düştüğü ekonomik ve siyasi çıkmazın militarist bir itirafıdır. Deklarasyonda en dikkat çekici maddelerden biri, ittifak üyesi ülkelerin savunma sanayii ve askeri tedarik süreçleri için 50 milyar doları aşan yeni anlaşmalara imza atmış olmasıdır. Bu anlaşmalar, ABD emperyalizminin NATO üyesi müttefiklerine yönelttiği silahlanma bütçelerini artırmaya yönelik tehditlerin karşılığını bulduğunu göstermektedir.

Silah sanayiine harcanan her kuruş; işçi sınıfının ve emekçilerin emeğinden, sağlık ve eğitim hakkından, sosyal haklarından çalınan kaynaklardan devşirilmektedir. Kapitalist devletler, krizin faturasını işçi sınıfına keserken, kaynaklarının önemli bir kısmını doğrudan savaş sanayiine, yani ölüm makinelerine yatırmaktadır.

Avrupa devletlerinin ve Kanada’nın askeri harcamalarını bir önceki yıla göre 139 milyar dolar artırmış olmasıyla övünen Ankara Zirvesi, NATO üyesi ülkelerin askeri harcamalarını GSYİH’larının yüzde beşine yükseltilmesi kararını da bir kez daha yineledi. Böylece NATO üyesi ülkeler açık bir “savaş ekonomisi” düzenine geçmeye hazırlanıyorlar. Öte yandan, NATO kampındaki bu yönelimin karşı cephede de sonuçlarını üreteceğini, dünyanın dört bir yanında silahlanma ve militarizmin hızla tırmanacağını söyleyebiliriz.

Emperyalist haydutlar bu yönelimi, yaşanan hegemonya mücadelesinin kaçınılmaz bir sonucu olduğu kadar, kapitalizmin aşılamayan krizini ötelemenin de bir aracı olarak görüyorlar. NATO Genel Sekreteri Rutte zirvede yaptığı konuşmada, silah tekellerini daha da zenginleştirecek bu adımı, “Makinelerin uğultusunu kükremeye dönüştürmeliyiz!” sözleriyle müjdeledi.

Emperyalist haydutların “kükreyen” makinelerinin işçi sınıfına ve dünya halklarına getireceği ise bir kez daha yıkım, savaş ve katliamlardan başka bir şey olmayacaktır.

Trump’ın şantaj siyaseti ve iç çelişkiler

Ankara Zirvesi, emperyalist blok içerisindeki iç çelişkilerin ve hegemonya kavgalarının da kendisini hissettirdiği bir tiyatro sahnesine dönüştü. Baş haydut Trump, zirve boyunca kaba, şantajcı ve pragmatik üslubuyla emperyalistler arası dalaşın devam ettiğini gösterdi. “Grönland sorunu” ve İran Savaşı’nda “alamadığı” destek üzerinden yaşanan iç gerilimler zirvenin de doğal gündemleri ve tartışmalı başlıkları oldu. ABD, Avrupa sermayesini kendi askeri-endüstriyel kompleksine göbekten bağlamak isterken, Avrupa burjuvazisi ise kendi emperyalist çıkarlarını, nüfuz alanlarını ve pazar payını koruma çabasını sürdürdü.

Ancak bu dalaş, onların işçi sınıfına karşı ortak düşmanlığında bir milim bile gerileme yaratmamaktadır. Nihayetinde hepsi, Washington Antlaşması’nın 5. maddesine olan “çelikten bağlılıklarını” ilan ederek masadan kalktılar. Ve zirvenin sonuç deklarasyonunda da İran’a yönelik ortak tehditlerini savurmaktan geri kalmadılar.

Haydutların suç ortakları da Ankara’daydı

Zirvenin bir diğer önemli figürü, emperyalizmin cephe bekçiliğini yapan Zelensky oldu. Ankara’ya gelerek emperyalist efendilerine teşekkürlerini sunan Zelenski, Ukrayna halkının kanı üzerinden yürütülen ve NATO-Rusya kapışmasına dönen vekalet savaşının uzatılması için yeni taahhütler aldı. Bu kapsamda Avrupalı emperyalist haydutlar yılda 70 milyar doları savaşı sürdürmesi için Ukrayna’ya aktarmaya devam edecekler. Emperyalistler Ukrayna’ya verdikleri desteği sadece “öncelikli tehdit” olarak tanımladıkları Rusya’yı köşe sıkıştırmanın bir aracı olarak görmüyorlar. Onlar için Rusya-Ukrayna savaşı aynı zamanda yeni askeri teknolojilerini test ettikleri bir laboratuvar durumunda.

NATO üyesi olmadığı halde zirve günlerinde Ankara’da olan tek ülke Ukrayna da değildi. IŞİD artığı Colani de zirve sırasında Ankara’ya geldi ve Trump ile görüştü. Çeşitli Arap ülkelerinden hükümet temsilcileri de zirve günlerinde Ankara’da NATO yetkilileri ile kapalı bir toplantı yaptılar. NATO üyesi olmadığı halde Ankara’ya gelen bir diğer ülke ise Güney Kore oldu.

Öncesinde ve zirvede devam eden tartışmalar ve zirveye paralel gerçekleşen bu buluşmalar; NATO’nun Atlantik ile sınırlı kalmayacağını, ABD’nin NATO’yu Çin’i kuşatmak üzere Asya-Pasifik hattına doğru kaydırma eğiliminde olduğunu bir kez daha ortaya serdi. 2022 Madrid Zirvesi’nde Çin zaten Rusya ile birlikte stratejik tehdit olarak tanımlanmıştı. Ancak o günden beri Çin’i doğrudan hedef almaktan imtina ediyorlar. Emperyalistler arası mevcut güç dengeleri içerisinde NATO üyesi emperyalist haydutların bu konuda halen ortak bir tavır içinde olmadıkları anlaşılıyor. Ama ABD emperyalizmi, küresel hegemonyasını sürdürebilmesinin öncelikli koşulunun Çin’in kuşatılmasından geçtiğini görüyor. Kendisini buna göre konumlandırmasının yanı sıra NATO üyesi müttefiklerini de bu kutuplaşmada kendi denetimi altında tutmak istiyor.

Saray rejiminin uşakça bağlılığı

Ankara Zirvesi ile birlikte Türkiye’nin egemen sınıfları, coğrafi konumu ve askeri kapasitesiyle kendisini emperyalizme bir kez daha en sadık hizmetkâr olarak sunma fırsatını elde etti. AKP şefi Erdoğan, ABD’den F-35 savaş uçaklarının tedariki ve askeri ambargoların kaldırılması gibi talepleri öne sürse de, bunların sonuçlarından bağımsız NATO’nun Ortadoğu ve Karadeniz’deki en saldırgan planlarında taşeronluk rolünü üstlenmeye hazır olduğunu açıkça göstermekten geri durmadı. Zirve boyunca baş haydut Trump ile karşılıklı övgüleri de kirli pazarlıklara dayalı iş birliğinin açık bir göstergesi oldu. Zirvede silah sanayiine yönelik yapılan etkinliklerde Türkiye burjuvazisinin temsilcileri de kendilerine yer açtılar ve pastadan pay almakta ne kadar hevesli olduklarını gösterdiler.

Ya savaş örgütü NATO imha edilecek ya da kapitalizm dünyayı yok edecek!

Ankara Zirvesi’nden çıkan sonuç net bir uyarıdır: Emperyalizm yapısal krizini aşmak için daha fazla kan, daha fazla sömürü ve daha fazla savaş talep etmektedir. Silah tekellerinin kâr edebilmesi için işçi ve emekçi çocuklarının cephelere sürüldüğü, milyarlarca dolarlık bütçelerin bombalara harcandığı bu çürümüş düzen, insanlığın geleceğini tehdit etmektedir.

Şu gerçek asla unutulmamalıdır: Emperyalizme karşı net bir tavır almadan, kapitalist sömürüye karşı mücadele yürütülemez. Aynı şekilde, sermaye düzenini ve onun işbirlikçi hükümetini hedef almadan, anti-emperyalist mücadele de verilemez.

Türkiye NATO’dan derhal çıkmalıdır!

İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere, tüm emperyalist üsler ve tesisler kapatılmalıdır!

Emperyalistlerle yapılan açık-gizli tüm anlaşmalar iptal edilmelidir!

Kaynakların silahlanmaya ayrılmasına son verilmeli; bütçe işçi sınıfı ve emekçilerin sağlığına, eğitimine ve insanca yaşamına harcanmalıdır!

Kurtuluş, emperyalistlerin kanlı zirvelerinde ya da burjuvazinin sahte barış çığlıklarında değildir. Kurtuluş, işçi sınıfının örgütlü birliğinde, fabrikalardan sokaklara dalga dalga büyüteceği emeğin kurtuluşu mücadelesindedir.