Savaş politikalarının tırmandırılması içeride emek sömürüsünün daha da derinleşmesi, yoksulluğumuzun ve yoksunluğumuzun daha da artması demektir. Bu nedenle “NATO defol!”, “NATO’dan çıkılsın!”, “Üsler kapatılsın!” sloganlarının yanı sıra “Silaha değil emekçilere bütçe!”, “NATO’ya değil eğitime, sağlığa ve sosyal hizmetlere bütçe!” talepleri ile kadınları örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmayı sürdürmeliyiz.
NATO üyesi ülkelerin devlet başkanları 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacaklar. Dünyayı kan gölüne çeviren, kardeş halkların üzerine bombalar yağdıran emperyalist barbarlar, bu zirvede daha fazla silahlanmayı, daha fazla askerî harcamayı ve savaş politikalarının nasıl derinleştirileceğini konuşacaklar. Bu politikaların bedelini ise işçiler, emekçiler ve en çok da kadınlar ile çocuklar ödeyecekler.
NATO ülkeleri, askerî harcamalarını 2035 yılına kadar millî gelirlerinin yüzde 5’ine çıkarma kararı aldı. Türkiye de bu hedef doğrultusunda hareket ediyor. Türkiye ekonomisinin bugünkü büyüklüğü dikkate alındığında bu, yaklaşık 82 milyar doların silahlanmaya ayrılması anlamına geliyor.
Bu, her yurttaşın cebinden yılda on binlerce liranın silahlanmaya aktarılması demektir.
Bu, binlerce okulun yapılmaması, ücretsiz kreşlerin açılmaması, kadın sığınma evlerinin yapılmaması, çocukların sağlıklı beslenememesi, hastanelerin, sağlık merkezlerinin ve sosyal hizmetlerin yetersiz kalması demektir.
Bu açlığın ve yoksulluğun artması, geçim sıkıntısının büyümesi demektir.
Bugün Türkiye’de milyonlarca kadın çalışmak istiyor, ancak çocuğunu bırakabileceği ücretsiz bir kreş bulamıyor. Şiddet gören kadınlar sığınacak güvenli bir yer bulamıyor. Binlerce çocuk yetersiz besleniyor. Gençler ise eğitim masrafları nedeniyle okullarını bırakıyor.
Buna karşılık milyarlarca lira savaş uçaklarına, tanklara, füzelere ve SİHA’lara ayrılıyor.
Oysa yalnızca bir savaş uçağının maliyetiyle yüzlerce ücretsiz kreş açılabilir. Bir ana muharebe tankının maliyetiyle onlarca kadın sığınma evi kurulabilir. Tek bir taktik SİHA’nın bedeliyle on binlerce çocuğa bir eğitim yılı boyunca ücretsiz ve sağlıklı yemek verilebilir. Tek bir güdümlü füzenin maliyetiyle yüz binlerce kadının HPV aşısı karşılanabilir, vb…
Biliyoruz ki sermaye devletinin tercihi bu değildir, olamaz. Zira bu düzen insanları, kadınları ve çocukları yaşatmakla ilgilenmez. Aksine bu düzen emekçilere, kadınlara, çocuklara ve gençlere ölüm ve sömürü dışında bir sunmaz.
Yapılan açıklamalara göre zirve için bugüne kadar yaklaşık 12 milyar lira harcanmış durumda. “Kaynak yok” diyerek kadınların temel ihtiyaçlarını görmezden gelenler, iş emperyalist savaş örgütü NATO’nun temsilcilerini ağırlamaya gelince, en üst düzey güvenlik harcamaları, protokol düzenlemeleri, ulaşım ve konaklama giderleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Bu da bir kez daha gösteriyor ki mesele kaynakların sınırlılığı değil, kaynakların kim için kullanıldığıdır.
NATO’nun bu ülke için vazgeçilmez olduğu, Türkiye’yi koruduğu ve bu nedenle ülkedeki üslerin, askerî tesislerin ve silah depolarının gerekli olduğu yönündeki propagandaya karnımız tok olmalıdır.
Biz işçi ve emekçi kadınlar, 7-8 Temmuz’da, bugüne kadar başta kadınlar olmak üzere milyonlarca emekçinin ölümünden sorumlu olan, insanlığa baskı, zorbalık ve zulüm dışında bir şey getirmeyen NATO’nun bu ülkede toplanmasına karşı alanlarda olmalıyız.
Bu savaş ve saldırı örgütüne en gür sesimizle “Defol!” demeliyiz.
Bunu Yugoslavya’dan Libya’ya, Ortadoğu’dan Filistin’e ve dünyanın dört bir yanında NATO yüzünden acı çeken, öldürülen, tecavüze uğrayan tüm emekçiler ve tüm kadınlar için yapmalıyız.
İktidarın savaş politikalarına verdiği desteği teşhir ve protesto etmeliyiz. Aynı zamanda bizim sırtımızdan bu savaş baronlarının çıkarları için ayrılan kaynakların hesabını sormalıyız. Bu düzenin sermaye sınıfı ve onun emperyalist efendileri için işlediği gerçeğini fabrikalarda, atölyelerde, işyerlerinde ve yaşamın olduğu her alanda anlatmaya devam etmeliyiz.
Savaş politikalarının tırmandırılması içeride emek sömürüsünün daha da derinleşmesi, yoksulluğumuzun ve yoksunluğumuzun daha da artması demektir. Bu nedenle “NATO defol!”, “NATO’dan çıkılsın!”, “Üsler kapatılsın!” sloganlarının yanı sıra “Silaha değil emekçilere bütçe!”, “NATO’ya değil eğitime, sağlığa ve sosyal hizmetlere bütçe!” talepleri ile kadınları örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmayı sürdürmeliyiz.



