İşçi sınıfı ve emekçiler, yalnızca Deniz Göktaş’ı değil, onun milyonlara ulaşan bu itirazını da sahiplenmeli, aynı cesareti göstermelidir. Unutulmamalıdır: Mizahın bile zorbalıkla susturulmaya çalışıldığı bir ülkede özgür bir yarından söz edilemez.
Genç komedyen Deniz Göktaş, Haziran başında binlerce kişinin katıldığı Harbiye gösterisinin ardından ülke gündemine oturdu. YouTube’a yüklenen gösteri kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlendi.
AKP çevrelerinin hedef gösterdiği pek çok örnekte olduğu gibi, Deniz Göktaş da gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Hakkında önce “dini değerleri aşağılama” iddiasıyla başlatılan soruşturmaya, şaşırtıcı olmayacak biçimde, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması da eklendi.
Tek adam rejiminin her eleştiriye tahammülsüzlük göstererek zorbalığı olağanlaştırdığı bir dönemde Deniz Göktaş, uzun yıllardır geri plana itilen politik mizahı yeniden geniş kitlelerin gündemine taşıdı. Gündelik siyasal yaşamdan hareketle süregiden düzene sert göndermelerde bulundu. İğneleyici üslubuyla yalnızca burjuva siyasetinin figürlerini değil, iktidarın politikalarını ve yarattığı toplumsal tabloyu, bu tablonun yol açtığı çıkışsızlıkları cepheden eleştirdi.
Hakkında soruşturma açıldığını ve büyük olasılıkla tutuklanacağını bilmesine rağmen yurtdışından Türkiye’ye döndü, gözaltına alındı ve tutuklandı. Tutuklanmasına verdiği yanıt ise yine mizahın diliyle oldu. Egemenlerin emekçilerin emeğini, geleceğini ve yaşamını çalmasına, iktidarın yolsuzluklarına ve talan düzenine gönderme yaparak, “Neşemizi çalamazlar” dedi.
Bugün Deniz Göktaş’ın geniş kesimler tarafından sahiplenilmesinde, yaptığı gösterinin milyonlarca insanın ruh hâline dokunması, onlarda biriken öfke ve tepkinin güçlü bir ifadesi hâline gelmesi önemli bir rol oynadı. Sakınmadan dile getirdiği eleştiriler ve geri adım atmaması da bu sahiplenmeyi büyüttü. Ortada burjuva hukuk açısından bile tutuklanmayı gerektirecek bir suç olmamasına rağmen kuyu tipi denilen özel güvenlikli hapishaneye sevk edildi.
Elbette Deniz Göktaş attığı adımların nasıl sonuçlanabileceğini biliyordu. Toplumun baskı ve zorbalıkla sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde gösterisini yalnızca bir sahne performansı olmaktan çıkarıp siyasal bir tutuma dönüştürdü. Bu, bu baskı ve zorbalık düzenine kendi cephesinden yükselttiği bir itiraz, ona karşı gerçekleştirdiği bir eylemdi.
İşçi sınıfı ve emekçiler, yalnızca Deniz Göktaş’ı değil, onun milyonlara ulaşan bu itirazını da sahiplenmeli, aynı cesareti göstermelidir. Unutulmamalıdır: Mizahın bile zorbalıkla susturulmaya çalışıldığı bir ülkede özgür bir yarından söz edilemez.



