15-16 Haziran’a giden yolda bir fabrika direnişi…

Demirdöküm’den ve onlarca fabrikadan yükselen ateş, kısa süre sonra sokakları ve meydanları sardı. Fabrikalarda biriken öfke, 15-16 Haziran’da kitlesel bir sınıf hareketine dönüştü.

1960’lı yılların ikinci yarısı, Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralıyordu. Mücadele artık yalnızca ücret artışı ya da birkaç sosyal hakkın kazanılmasıyla sınırlı değildi. Gelişip büyüyen işçi sınıfı giderek toplumsal bir güç olarak ortaya çıkmaya başlamıştı. Kendisine dayatılan sendikal düzene sığmıyor, mücadelesine uygun örgütlenme biçimleri arıyordu.

1963’te Kavel grevcilerinin açtığı yol sayesinde grev ve toplu sözleşme hakkının yasal güvenceye kavuşmasıyla grevler yaygınlaştı. Ancak işçilerin mücadelesi yasaların çizdiği sınırlar içinde kalmadı. Grev ve direnişlerin yanı sıra fabrika işgalleri de önemli bir mücadele yöntemi haline geldi. 1967’de DİSK’in kurulması da bu gelişen mücadelenin ürünüydü.

Koç sermayesine ait Demirdöküm fabrikasında yaşananlar bu birikim üzerinde yükseldi. İstanbul Silahtarağa’daki Demirdöküm, binlerce işçinin çalıştığı büyük bir sanayi işletmesiydi. 1969’a gelindiğinde, ücretler ve çalışma koşullarının yanı sıra sendikal örgütlenme özgürlüğü de önemli bir mücadele alanına dönüşmüştü. İşçiler, kendi adlarına karar veren, iradelerini tanımayan sendikal düzeni kabul etmiyor, kendi seçtikleri sendikada örgütlenmek ve temsilcilerini kendileri belirlemek istiyorlardı. Çelik-İş’ten ayrılarak fiili-meşru bir örgütlenme anlayışına sahip Maden-İş’e geçişin başlaması, sermayenin saldırılarını artırdı.

1969’un ilk aylarında mücadele keskinleşti. Maden-İş’e üye olan işçilere yönelik şiddet ve işten atmalara işçiler iş durdurmayla karşılık verdiler. İşçilerin geri alınması ve taleplerinin kabul edilmesine rağmen verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle mücadele tüm yaz boyunca sürdü. 31 Temmuz gecesi ise fabrika işgal edildi.

İşçiler kendilerini fabrikadan çıkarmaya yönelik girişimlere direndiler. İşgal, polis ve asker kuşatması altında sürdü. Mücadele fabrika duvarları arasında da kalmadı. Çevredeki fabrikaların işçileri destek vermeye başladı. İşçi aileleri fabrikanın çevresinde toplandı, mahallelerde dayanışma büyüdü. Yiyecek ve su sıkıntısı yaşayan işçilere çevredeki işçiler ve mahalle halkı tarafından destek ulaştırıldı.

Bu mücadele artık yalnızca o fabrikanın meselesi değildi. Fabrika duvarları arasındaki çatışma sokağa taşıyor, işçilerin ortak çıkarları farklı işyerlerinde çalışan binlerce insanı aynı mücadelenin çevresinde birleştiriyordu.

Sermaye devleti işgali sona erdirmek için baskıyı artırdı. Asker ve polis kuşatmasının yanı sıra su ve elektrik kesildi. Ancak işçiler teslim olmadılar.

5 Ağustos’ta polis-asker saldırısının ardından işçiler kendi kararlarıyla işgali sona erdirdiler. Koç sermayesi de işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Ücretlerin yeniden düzenlenmesi, işgal süresindeki ücretlerin ödenmesi ve direnişe katılan işçilere disiplin cezası verilmemesi gibi talepler kabul edildi.

Demir Döküm’de kazanılan yalnızca ücret ya da birkaç maddelik bir protokol değildi. İşçiler birlikte hareket ettiklerinde üretimi durdurabileceklerini, fabrikayı işgal edebileceklerini, patronu geri adım atmaya zorlayabileceklerini ve başka fabrikaların desteğini yanlarına alabileceklerini gördüler. Kendi örgütlenmeleri ve mücadeleleri üzerinde söz sahibi olmanın mümkün olduğunu yaşayarak öğrendiler.

Bu deneyim Demir Döküm’ün duvarları arasında kalmadı. 1960’ların sonuna doğru Türkiye’nin farklı bölgelerinde fabrika işgalleri, grevler, direnişler ve dayanışma eylemleri artıyordu. Sermaye sınıfının büyüyen işçi hareketine yanıtı ise işçi sınıfının örgütlü gücünü, özellikle DİSK’i etkisizleştirmeye çalışmak oldu.

Böylece 15-16 Haziran 1970’e giden yol aralandı.

DİSK’i etkisizleştirmeye, işçilerin örgütlenme iradesini kuşatmaya yönelik saldırı karşısında gerçekleşen muazzam ayağa kalkışın ardında yıllarca fabrikalarda yaşanan mücadelelerin birikimi vardı.

15-16 Haziran’da yüz binlerce işçinin fabrikalardan çıkarak sokaklara yürümesi, işte bu birikimin patlamasıydı. Demirdöküm işgali, bu büyük ayağa kalkışa giden yolun önemli kilometre taşlarından biri oldu.

Demirdöküm’den ve onlarca fabrikadan yükselen ateş, kısa süre sonra sokakları ve meydanları sardı. Fabrikalarda biriken öfke, 15-16 Haziran’da kitlesel bir sınıf hareketine dönüştü.