“Akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı”dır kapitalizm!

İnsana, emeğe, doğaya ve tüm canlılara düşman olan bu sömürü düzenine karşı, insanca bir yaşam ve yaşanabilir bir dünya için mücadele etmekten başka bir yol yoktur.

Kapitalizm yalnızca insanın ve emeğin değil, doğanın ve tüm canlı yaşamın da düşmanıdır. Kâr hırsı, önüne çıkan her şeyi metalaştırır, yok etmekten çekinmez. Bu yüzden “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” sözü boşuna söylenmemiştir.

Bu günlerde Akbelen’de çevre mücadelesinin simgelerinden biri haline gelen Esra Işık’ın, maden açmak için köylülerin arazilerine el koymak isteyen sermaye çevrelerinin isteği doğrultusunda tutuklanması, Varto’da JES projelerine karşı yükselen tepkiler, doğa talanını yeniden gündeme taşımış durumda. Oysa Türkiye’de kapitalistlerin doğa düşmanlığı da buna karşı verilen mücadeleler de yeni değil. Yıllar önce Bergama’da köylüler “ölüler altın takar mı?” diyerek altın madenine karşı ayağa kalkmış, yaşamlarını ve doğayı savunmak için önemli bir direniş ortaya koymuşlardı.

Bugün ise “ülkeyi bir şirket gibi yönetmekten” söz eden bir anlayışın, doğaya yönelik saldırıları hızlandırdığı bir dönemdeyiz. Enerji santralleri, maden sahaları ve benzeri projeler, doğayı ve yaşam alanlarını hiçe sayarak, yalnızca daha fazla kâr elde etmek amacıyla hayata geçirilmek isteniyor. Bu projeler, “acele kamulaştırma” kararlarıyla devlet gücü kullanılarak yürütülen bir mülksüzleştirme sürecine dönüşmüş durumda. Köylülerin toprakları gasp edilerek yerli ve uluslararası sermayeye peşkeş çekiliyor.

Temmuz 2025’te yürürlüğe giren “Süper İzin Yasası” ile yasal kılıfını da oluşturdukları bu devasa peşkeş hareketinde ÇED Raporlarını da devre dışı bırakarak yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan etmeye çalışıyorlar.

Özellikle maden talanı son yıllarda çıkarılan torba yasalarla akıl almaz boyutlara ulaştı. 81 ilin 60’ında toplam 1,5 milyon hektarı bulan alan, yani Balıkesir’in yüz ölçümünden daha geniş bir alan bu amaçla satışa çıkarıldı ve bunun yaklaşık 635 bin hektarı çoktan satıldı.

Kapitalistlerin çıkarı uğruna feda edilen bu devasa arazilerde yürütülen nadir toprak elementleri ve altın madenciliği gibi faaliyetler ise; radyoaktif atıklar, aşırı su tüketimi ve zehirli atık yığınlarıyla bir ekolojik yıkım yaratarak yaşamı imkânsız hale getiriyor. Planlanan mega madencilik faaliyetleri, eski teknolojilerin aksine, devasa miktarlarda toprağı kazarak geri dönüşsüz bir şekilde doğayı ve canlı yaşamı yok ediyor. Bu, uluslararası tekellerin çevre ülkelerin doğal zenginliklerini “temiz teknoloji girdisi” olarak tanımladığı bir sömürü ve işgal planından başka hiçbir şey değil.

Bu topraklarda yaşayanlara ise ya güvencesiz ve tehlikeli koşullarda madenlerde çalışmak ya da kentlerde ucuz iş gücü haline gelmek dayatılıyor. Kapitalistlerin kâr ve rant hırsı, yaşamın her alanını tehdit ediyor. Bu yüzden Akbelen’de sökülmek istenen zeytin ağaçları ya da ülkenin herhangi bir yerindeki benzer girişimler, yalnızca doğaya değil, doğrudan yaşam hakkına yöneliktir.

İnsana, emeğe, doğaya ve tüm canlılara düşman olan bu sömürü düzenine karşı, insanca bir yaşam ve yaşanabilir bir dünya için mücadele etmekten başka bir yol yoktur.