Elbette nafaka hakkını da savunmalıyız. Ancak eşit ve özgür bir yaşam için iş ve gelir güvencesi, insanca yaşamaya yetecek ücret hakkı, başta çocuk bakımı olmak üzere istihdama ve toplumsal yaşama katılımın önündeki tüm engellerin kaldırılması ve yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için mücadelemizi yükseltmeliyiz.
Nafaka hakkının kaldırılması ya da sınırlandırılması uzun süredir AKP iktidarının gündeminde. Önümüzdeki günlerde 12.Yargı Paketi’nde nafaka hakkı ile ilgili düzenleme yapılması bekleniyordu. Tam da paketin hazırlıkları öncesinde Anayasa Mahkemesi boşanmanın ardından yoksul tarafa ödenen nafaka hakkının “süresiz” ödenmesine ilişkin hükmü iptal etti. Bundan 14 yıl önce AYM, nafakanın “süresiz” ödenmesine dair taban tabana zıt bir karar verirken, şimdi ise artık tümüyle iktidarın güdümündeki yargı eliyle hem de 12.Yargı Paketi hazırlıklarının öncesinde iktidarın istediği şekliyle bir kararın altına imza attı.
AKP iktidarı yaklaşık 10 yıldır nafaka hakkının kaldırılmasını istiyor. Bunun için bir yandan nafakanın “süresiz” ödendiği yalanına sarılıyor. Oysa ki tüm manipülasyonlara ve algı oyunlarına rağmen nafaka, her kadına koşulsuz, ömür boyu ve “süresiz” olarak bağlanan bir mekanizma değil. Yasaya göre alacaklı tarafın (yani kadınların) evlenmesi ve ekonomik koşullarının değişmesi ile birlikte nafaka yükümlülüğü zaten kendiliğinden ya da mahkeme kararıyla sona eriyor. Öte yandan süresiz nafakanın “mağduru” olduğunu iddia eden bazı erkekler tarafından kurulan platformlar ve yandaş basın aracılığıyla “ömür boyu nafaka mağduriyeti”ne dair kampanyalar yürütülüyor.
Tüm bu kara propagandalar yapılırken kadınların karşı karşıya kaldığı zorluklar görmezden geliniyor. Zira 2024 yılı verilerine göre mahkemelerin boşanmış eşe ödenmesine hükmettiği yoksulluk nafakasının ortalaması 1.179 TL. Dahası bu nafakaların sadece yüzde 44’ü ödeniyor. Bir cezai yaptırımı olmadığı için kadınlar yargı kanalıyla da nafakaların ödenmesini sağlayamıyor.
Dahası, nafaka süresiz mi olsun- süreli mi olsun tartışmaları yapılırken kadınların boşanma ile karşı karşıya kalacağı mağduriyetler görülmüyor. Zira evlilik boyunca çocuk bakımı, ev içi sorumluluklar, ataerkil değerler vb. gerekçelerle çalışma yaşamından uzak tutulan kadınların, evliliklerini sonlandırmaya karar verdiklerinde ekonomik ve sosyal olarak yaşamlarını idame ettirmek için karşı karşıya kaldıkları zorluklar yok sayılıyor.
Gelinen aşamada AYM kararının ardından 12. Yargı paketiyle iktidar nafakayı süreye bağlamayı ve sınırlandırmayı (evlilik süresi veya en fazla 5 yıl gibi), dolayısıyla fiilen erişilmesini zorlaştıracak adımlar atmayı planlıyor. Nafakanın gasp edilmek istenmesi; iktidarın kadınların kazanılmış haklarını tırpanlamaya yönelik hamlelerinin ve “Aile 10 Yılı” kapsamındaki bütünsel politikalarının bir parçasıdır.
Zira AKP iktidarı için, nafakanın kaldırılması, “kutsal aileyi” güçlendirmek için, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda doğurganlığı artırabilmek için, boşanmaların önüne geçmek için elzem bir yerde duruyor. Boşanmanın ardından temel ihtiyaçlarını karşılamakta bir katkı olmaktan öteye geçemeyen nafakayı sınırlandırarak ya da ortadan kaldırarak, kadınları ekonomik olarak da kuşatmaya ve hane içinde tutmaya zorluyor.
Bugün AKP iktidarının biz kadınların kazanılmış haklarını yok sayan ve evin dört duvar arasına sıkıştırmak isteyen saldırılarına karşı çıkmalıyız. Ancak tartışmayı da son derece güdük olan ve kadınların ayrıldıkları erkeklere bağlılığının sürmesi anlamına gelen nafaka hakkına sıkıştırmamalıyız.
Elbette nafaka hakkını da savunmalıyız. Ancak eşit ve özgür bir yaşam için iş ve gelir güvencesi, insanca yaşamaya yetecek ücret hakkı, başta çocuk bakımı olmak üzere istihdama ve toplumsal yaşama katılımın önündeki tüm engellerin kaldırılması ve yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için mücadelemizi yükseltmeliyiz.



