Çürüyen düzenin çürümüş kimlikleri

Emekçilerin bu çürümeden kurtulabilmesi ve AKP iktidarının saldırılarını püskürtebilmesi için örgütlenip mücadele etmekten başka bir seçeneği bulunmuyor.

AKP, son yerel seçimlerde aldığı ağır yenilginin ardından ana muhalefete karşı topyekûn bir siyasal saldırı başlattı. Hukuku, yargıyı, polisi ve medyayı iktidarının sopası hâline getiren Saray rejimi, toplumsal desteğini kaybettikçe baskıyı artırıyor. Çünkü milyonlarca emekçiyi açlığa, borca ve sefalete mahkûm eden bu düzenin artık rıza üreterek ayakta kalabilmesi mümkün değil. Geriye korku, tehdit ve devlet zorbalığı kalıyor.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarının açık bir sindirme ve teslim alma operasyonu olduğu artık herkes tarafından biliniyor. Aileler üzerinden kurulan baskılar, mallara el koyma girişimleri ve yandaş medya eliyle yürütülen linç kampanyaları, olası rakipleri tasfiye ederek çürümüş rejimin ömrünü uzatmak için başvurulan iğrenç yöntemler olarak öne çıkıyor. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreçte, en temel burjuva hukuk normları bile ayaklar altına alındı. On milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı, tutuklandı. Böylece burjuva düzenin en önemli kazanımı diye sunulan ama sadece bir aldatmacadan ibaret olan “seçme ve seçilme hakkı” fiilen kaldırılmış oldu.

AKP iktidarı bugün herkese aynı mesajı veriyor: “Ya boyun eğeceksin ya bize katılacaksın ya da zindanlarda çürüyeceksin.” CHP’li belediye başkanları ve siyasetçilerin önemli bir kısmı bu baskıya teslim olmadı. Ama azımsanmayacak sayıda kişi, kimi koltuğunu, kimi servetini, kimi de ayrıcalıklı hayatını korumak için iktidarın önünde diz çöktü. Bu teslimiyetin en ibret verici örneklerinden ikisi ise Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal oldu.

CHP’den aday olup halkın oylarıyla seçilen bu isimler, bugün düne kadar “otoriter”, “hukuksuz”, “çürümüş” dedikleri iktidarın gölgesine sığındılar. Dün meydanlarda söyledikleri her sözü, ettikleri her yemini kişisel çıkarları uğruna çöpe attılar. Siyasi onurlarını kariyer hesaplarına ve korkularına kurban ettiler.

Elbette bu tablo yalnızca bazı siyasal figürlerin kendi çıkarları uğruna nasıl saf değiştirebildiğini, ne denli ilkesiz ve omurgasızlaşabildiğini göstermiyor. Bundan öte, düzen siyasetinin hem iktidarıyla hem de muhalefetiyle nasıl derin bir çürüme ve kokuşmuşluk içinde olduğunu da ortaya koyuyor. Çürüyen yalnızca bazı siyasetçiler değil, bizzat düzen siyasetinin kendisidir.

Emekçilerin bu çürümeden kurtulabilmesi ve AKP iktidarının saldırılarını püskürtebilmesi için örgütlenip mücadele etmekten başka bir seçeneği bulunmuyor.