Ortaya çıkan sonuçlar, ABD-İsrail savaş şebekesinin hezimetini teyit ediyor. En donanımlı, en ahlaksız, en barbar güç olmalarına rağmen bu soykırımcı çetenin “yenilmez” olmadığını tüm dünya gördü. Bununla birlikte ABD-İsrail ikilisi hâlâ da dünya halkları için en büyük tehdidi oluşturuyor. Dolayısıyla anti-emperyalist, anti-siyonist mücadeleyi yükseltmek, her zamankinden de çok önem taşıyor.
28 Şubat’ta İran’a saldıran ABD-İsrail soykırımcı savaş şebekesi, kısa sürede zafer kazanabileceğini var saymıştı. Bütün anlaşmaların, yasa ve kuralların, uluslararası teamüllerin ayaklar altına alındığı saldırıda dünyanın en gelişmiş savaş teknolojisi kullanıldı. Yüzlerce F-35 savaş uçağıyla binlerce hedefin vurulduğu barbarca saldırıların altından kalkabilecek pek az ülke var dünyada.
Saldırıya kararlılıkla direnen İran ağır bedeller ödedi ama emperyalist-siyonist saldırganlara etkili darbeler vurdu. ABD emperyalizminin en az 18 askeri üssünü tahrip etti. Soykırımcı İsrail’in pek çok askeri üssü, tesisi ve kurumunu balistik füze ve SİHA’larla vurdu. Trump’ın “Teslim olun aksi halde yok ederim” türünden küstahça tehditlerine boyun eğmedi.
İran halkının ezici çoğunluğu emperyalist-siyonist saldırıya karşı çıktı. İslam Cumhuriyeti’ne muhalif olanlar da dahil, dünyanın birçok ülkesinde yaşayan İranlılar ülkelerine döndüler. Bir ülke saldırıya uğradığında insanların bir kısmı göç eder. İran’da ise tersine göç oldu. Ülkenin dört bir yanında her gece sokaklara çıkan İranlılar, ülkelerinin emperyalist-siyonist barbarlar tarafından parçalanmasına izin vermeyeceklerini gösterdiler.
***
Baltayı taşa vuran Trump-Netanyahu ikilisi, savaşın 40. gününde İran’la ateşkes imzalamak dışında bir yol bulamadı. Elbette varılan anlaşma savaşı sona erdirmedi. Ancak iğrenç tehditlerine rağmen Trump yönetimi İran ile masaya oturmak zorunda kaldı. Şimdiye kadar birçok kez değişen anlaşma metnini İran hükümeti hazırlamıştı. İran’ın temel taleplerini içeren metni konuşmak için uygun bulan Trump, geçici ateşkes ilan etti.
İran yönetimi istemediği bir savaşa sürüklenmiş, 40 yıldır hazırlandığı savaş sonunda patlak vermişti. Bir varlık-yokluk savaşı olduğu için tüm gücüyle direndi. Anlaşma sürecinde ise diplomasi alanındaki zengin birikimini kullanarak ABD-İsrail için hezimetin tescili anlamına gelen bir metni Trump’a kabul ettirdi.
Son imzalanan mutabakat metninde İran’ın tüm kırmızı çizgileri dikkate alınmıştı: Balistik füze programı tartışma dışıydı ve nükleer dosya gelecekte çözülmek üzere bekletiliyordu. Bölgede ABD-İsrail karşıtı direniş güçlerine destek vermesi konusunda bir kısıtlama yoktu. Tersine İran, Lübnan başta olmak üzere bölgedeki tüm çatışmaların bitmesini ABD’ye kabul ettirdi. Soykırımcı Netanyahu rejiminin anlaşmayı ihlal etmesi üzerine İsrail’i yeniden vurdu ve Beyrut’un bombalanmasını “kırmızı çizgi” ilan etti. Yani müttefiklerini korumak için doğrudan savaşa girmekten geri durmayacağını ortaya koydu.
Trump mecbur kaldığı için mutabakat anlaşmasını imzaladı. Ancak bu küstahların yenilgiyi sindirmeleri kolay değil. Nitekim soykırımcı İsrail, anlaşmayı sabote etmek için Lübnan’a saldırıyor. Silah tekelleri de daha çok kâr elde edebilmek için savaşın sürmesi için çaba harcıyor.
Trump son günlerde yeniden “yok ederim” tehditleri savurmaya başladı. İran’da bazı noktaları bombalayan ABD emperyalizmi, saldırıya karşılık veren İran’ı ise ateşkesi ihlal etmekle suçladı. İran yönetimi tehditlere pabuç bırakmadığı gibi her saldırıya karşılık veriyor.
Varılan mutabakat hem ABD emperyalizmi hem İsrail siyonizmi için bir hezimettir. Bu ise anlaşmayı kırılgan yapıyor. Zira bu ikili çete fırsat bulduğu anda yeniden saldıracaktır. Bunun farkında olan İran, ateşkesin devam etmesi için çaba harcasa da dayatmalara boyun eğmeyeceğini gösteriyor. Ateşkesi korumaya çalışırken, savaşın yeniden başlama ihtimalini gözeterek hareket ediyor.
Ortaya çıkan sonuçlar, ABD-İsrail savaş şebekesinin hezimetini teyit ediyor. En donanımlı, en ahlaksız, en barbar güç olmalarına rağmen bu soykırımcı çetenin “yenilmez” olmadığını tüm dünya gördü. Bununla birlikte ABD-İsrail ikilisi hâlâ da dünya halkları için en büyük tehdidi oluşturuyor. Dolayısıyla anti-emperyalist, anti-siyonist mücadeleyi yükseltmek, her zamankinden de çok önem taşıyor.



