Erdoğan’ı övgülere boğan Trump’ın, “En sadık müttefik Türkiye” demesi boşuna değil. Erdoğan’ın “Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan her yerde ittifakın (NATO’nun) hizmetine sunmanın gayreti içindeyiz” sözleri, “sadık müttefik” olmanın ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor.
Ankara, 7-8 Temmuz günlerinde tarihinin en utanç verici zirvelerinden birine ev sahipliği yaptı. Emperyalist savaş aygıtı NATO üyesi devletlerin şefleri, halklara yıkım ve ölüm getiren kararlar almak için Ankara’daydı.
Kendini “yerli-milli” diye pazarlayan AKP-MHP rejimi, “ev sahibi” konumuyla ABD ve NATO’ya uşaklığını kanıtlamak için “fır döndü.” Soykırımcı-pedofil çetenin şefi Trump’ın Tayyip Erdoğan’a methiyeler düzmesi, Ankara’da buluşan savaş baronlarının kendilerine sunulan hizmetten pek memnun kaldıklarının göstergesidir.
Trump başta olmak üzere savaş kundakçılarını memnun etmek için on milyarlarca lirayı çarçur eden “yerli-milli” Saray rejimi, aynı günlerde NATO’ya, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı çıkan devrimci ilerici güçleri zindanlara attı.
Soykırımcıları rahatsız edecek sesler duyulmasın diye anti-emperyalistlere karşı sürek avı başlatan rejim, bir kez daha Amerikan uşaklığını teyit etti.
NATO zirvesinde alınan kararlar ise daha çok silah üretilmesi, yeni savaş cephelerinin açılması, devam eden savaşların ateşine benzin dökülmesi yönünde oldu. Yani konuşulan her konu ve alınan her karar halklara daha çok yıkım ve ölüm getirecek cinstendir.
Yıkım ve ölüm makinesi NATO’nun aldığı uğursuz kararlardan biri de Ukrayna savaşıyla ilgiliydi. 24 Şubat 2022’de başlatılan savaş beşinci yılında devam ederken, NATO şefleri, “Ukrayna’yı bir savaş rampası olarak kullanmaya devam” kararı aldılar. Bu ise Ukrayna savaşının ateşine daha çok benzin dökülmesi, savaş cephelerinin daha çok ateşlenmesi ve çatışmaların yeni alanlara taşınması anlamına geliyor. Emperyalist haydutlar takımının bunun için ayırdığı para ise 70 milyar euroyu aşacak.
Silah ve mühimmat gönderilmesi, savaşın finansmanı için yapılan harcamalar “Ukrayna’ya yardım” diye lanse ediliyor. Bir ülkeyi kendi emperyalist çıkarları için cehenneme atıyorlar; yüz binlerce insanı ölüme sürüklüyor, milyonlarca kadın ve çocuğu mülteci durumuna itiyor, aileleri parçalıyor, çocukları babasız bırakıyor, ülkenin ekonomisini çökertiyor, sonra tam bir pişkinlikle yardım ettiklerini söylüyorlar.
Volodimir Zelenski’nin başını çektiği ABD-NATO kuklası rejim daha çok silah, mühimmat ve para gelecek diye zil takıp oynuyor. Oysa Rusya ile yapılabilecek olası bir anlaşmayı sabote eden “NATO yardımları” Ukrayna’yı bir tür “kronik savaş” sarmalına itiyor. Bu da “çatışma, yıkım, ölüm” döngüsünün ucu açık bir şekilde devam etmesinden başka bir sonuç yaratmayacaktır.
Nitekim Ukrayna ordusunun NATO silahlarıyla Rusya içlerine saldırılar düzenlemesi, verilen karşılıkların giderek sertleşmesine neden oluyor. Rusya lideri Vladimir Putin de basına yaptığı son açıklamasında, saldırılara çok sert karşılıklar vereceklerini söyledi.
Bu savaşın kışkırtılmasında rol oynayan güçlerden biri de Saray rejimidir. “ABD-NATO’ya uşaklıkta sınır yoktur” zihniyetiyle hareket eden Erdoğan-Bahçeli ikilisi, NATO’ya İstanbul Beykoz’da “Deniz Unsur Komutanlığı” adı altında yeni bir askeri üs kurma izni verdi. Öncelikle Ukrayna savaşının yönetilmesi için kullanılacak olan üssün, NATO’nun “düşman” ilan ettiği Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık kapsamında kurulduğu ise kimse için sır değil.
Erdoğan’ı övgülere boğan Trump’ın, “En sadık müttefik Türkiye” demesi boşuna değil. Erdoğan’ın “Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan her yerde ittifakın (NATO’nun) hizmetine sunmanın gayreti içindeyiz” sözleri, “sadık müttefik” olmanın ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor.
Zayıflayan hegemonyasını korumaya çalışan ABD’nin ateşlediği bu savaş cehenneminden çıkmak, ancak işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların anti-emperyalist direnişi geliştirmesiyle mümkün olabilir.



