Bazen sanatın diliyle birlikte üretmek, omuz omuza slogan atmak gibidir!

İşçi sınıfının mücadelesini kitlesel ve militan bir düzeye getirme çabasıyla davranırken işçi ve emekçilerin sanattan beslenmesi, onunla kendi üretimini geliştirmesi sağlanmalıdır. Burada başarılması gereken en önemli nokta işçi ve emekçilerin kendilerinin özne olarak üreteceği zeminler oluşturmaktır. Bir eylemin öncesinde ve anında her şeyi kolektif bir üretime çevirmek önemlidir. Çünkü bazen bir bez pankarta çizilip de anlatılanlar bir eylemin hafızasıdır.

Dijital dünyanın zaman kazandıran kolaylıkları hızlı çözümleri önümüze getiriyor. Artık pankartlarımızı beraberce yazmıyor, alanlara asılacak görselleri beraberce çizmiyoruz. Hayat hızlı akarken elbette zaman bizim için önemli. Az kişiyle çok iş yapmak bunları doğru planlamak da… Ama kalabalıklar halinde üretmek de bir o kadar gerekli.

Bazen 1 Mayıs alanına asmak için koskocaman bir resmi beraberce çizmek, yumruklar sıkılı omuz omuza slogan atmak gibidir.

’76 ve ’77 1 Mayısları’nda Taksim AKM’ye asılan pankartların hikâyeleri tam da böyledir.

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı geride bıraktıktan sonra, güncel fotoğraflarla birlikte tarihsel bir gezinti de yapılır genelde. Bir de sosyal medyada, 76 ve 77 1 Mayısları’nda asılan iki pankartın karşılaştırılması üzerine birkaç kelam edenlerin paylaşımlarına denk gelince, insan daha da fazla tarihsel fotoğraflara dalıveriyor. Zaman tünelinde 50 yıl öncesi önemli bir durak. Çünkü bundan 50 yıl önce, yani 1976’da, 1 Mayıs Türkiye’de uzun yıllar sonra yeniden meydanlara taşınıyordu.

Bu havayı yansıtacak, Taksim’in göbeğine asılacak koskocaman (12 m x 30 m), üzerinde bir kadın ve bir erkek işçinin resminin olduğu pankartı tasarlamak da bu coşkulu hazırlığın bir parçasıydı. Aynı zamanda 1 Mayıs 1976’nın afişi olarak çizilen ve o günden bugüne en çok kullanılan figürlerden biri olma özelliğini koruyan, iki el üzerinde yükselen kızıl dünya da esas olarak 1976 1 Mayıs’ı için tasarlanmış ve bu dev pankarttaki yerini almıştı.

Bir yıl sonra, çok daha güçlü bir ön hazırlığa ve daha büyük kalabalıklara sahne olan 1977’de ise belki de sınıfın büyüyen ve keskinleşen mücadelesinin bir yansıması olarak pankartın boyu da büyümüş (15 m x 33 m) üzerine ise başka bir figür yerleşmişti. Dünyanın zincirini kıran işçi figürü.

’76 ve ’77 1 Mayıslar’ının o devasa görsel şöleni içinde, AKM’ye asılmış bu pankartlar ve onlarla özdeşleşen figürler en dikkat çekici olanlar olmuştur. Özellikle 1977’de Taksim AKM’ye asılan, zincir kıran işçinin yer aldığı pankart; dostun da düşmanın da belleğine kazınmıştır.

’76 yılının pankartı ise ’77 kadar hatırlanmıyor olabilir. Oysa ’76 çiziminde yer alan bir kadın ve bir erkek işçi figürü -üstelik kadın işçinin erkek işçiden daha önde çizilmiş olması- mücadelede yan yana durma hâlini ve kadın işçilerin mücadeledeki öncü yerini güçlü biçimde tasvir ediyordu.

’77 çiziminin daha çok hatırlanıyor olmasını ise, zincir kıran işçi figürünün “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar”ın gelecek özlemine dokunmasında arayabiliriz. Bunun yanında, ’77 1 Mayıs’ının hem kitleselliğiyle hem de devlet provokasyonunun yol açtığı acı kayıplarla dünya gündemine oturması, bu pankartın yer aldığı sayısız fotoğrafın yaygınlaşmasında da önemli bir etken oldu kuşkusuz.

Hatırlanması ve nasıl etkiler bıraktığından daha çok nasıl hazırlandığı kısmını ele alarak yazıya devam edelim. Bu iki bez pankart, tasarlanmasından çizilmesine, boyanmasından asılmasına kadar kolektif emeğin ürünleridir. İşçiler, ressamlar, mühendisler, gençler hep birlikte çizmişler, boyamışlar, hazırlamışlar. 76’nın pankartı Karaköy’deki Liman Han’da, ’77’nin pankartı ise Merter’deki DİSK binasında yapılmıştır. Yan yana, omuz omuza… İki pankartın da yukarıda da bahsettiğimiz 1 Mayıs ’76’nın afişinin de ana çizimini yapan ve kolektifleşmesini sağlayan ressam Orhan Taylan’dır. Orhan Taylan’ın belgesel ve röportajlardaki anlatımlarından iki pankartın, yapılış sürecindeki her bir katkıyla devleştiğini anlıyoruz.

Bu pankartların çizilme, boyanma, hazırlanma hikayeleri, mücadeleyi sanatın diliyle anlatmanın ve sanatsal bir üretimi kolektif yapmanın birer örneğidir.

Böylesi bir örnek, daha yakın bir tarihte, Şubat-Nisan 2014 arasında 60 gün boyunca süren İstanbul Hadımköy’deki Greif işgali sırasında da yaşandı. İşgal fabrikası, aynı zamanda günlük karikatür çizimlerinden oluşan panolardan resimli pankart üretimine kadar çizginin dilinin kullanıldığı, sinemanın kurulduğu, direnişe şiirler yazan işçilerin ortaya çıktığı, sanatsal üretimin de mekânı olan bir deneyime dönüşmüştü.

1 Mayıs ’76 ve ’77’den bahsederken Greif örneğine geçmemizi, bir anda araya sıkıştırmak değil de aslında işçi sınıfının mücadelesinin her kesitinin ileri birikimlerinin ileri örneklerde kendini gösterdiğinin bir kanıtına işaret etmek olarak anlaşılmalı. Nasıl ki DİSK’in ilerici mücadele tarihi Greif direnişinde vücut buldu diyorsak aynı şekilde sanat aracılığıyla kendini ifade edebilmenin örnekleri de işçi sınıfı mücadele tarihinde yeni kilometre taşları döşeyenlerin bilincinden ve enerjisinden yansıyabilir, bunu görmek lazım.

İşçi sınıfının mücadelesini kitlesel ve militan bir düzeye getirme çabasıyla davranırken işçi ve emekçilerin sanattan beslenmesi, onunla kendi üretimini geliştirmesi sağlanmalıdır. Burada başarılması gereken en önemli nokta işçi ve emekçilerin kendilerinin özne olarak üreteceği zeminler oluşturmaktır. Bir eylemin öncesinde ve anında her şeyi kolektif bir üretime çevirmek önemlidir. Çünkü bazen bir bez pankarta çizilip de anlatılanlar bir eylemin hafızasıdır.

Gebze İşçilerin Birliği Derneği Başkanı Elif Alçınkaya