NATO zirvesinin bir kez daha gösterdiği gerçek…

Saray rejimi ve temsil ettiği sermaye düzeni, emperyalist efendilerinin çıkarları uğruna dünyayı daha büyük bir yıkıma sürükleyecek savaş politikalarının destekçisi durumundadır. Ülkeyi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşmaya hazır olan iktidar, bunun karşılığında ise kendi gerici rejimini tahkim etmeyi hedeflemektedir.

NATO zirvesi geride kaldı. NATO’nun “tarihi” olarak sunulan zirvesinde, beklendiği gibi, dünyayı yeni bir düzeyde tehdit edecek savaş ve saldırganlık politikalarını derinleştiren kararlar alındı. Silahlanma yarışını hızlandıran, emperyalist hegemonya mücadelesinde ABD merkezli batı dünyasının çıkar ve ihtiyaçlarını esas alan yeni adımlar kararlaştırıldı. Saray rejimi ise bu süreçte efendilerinin takdirini kazanmanın yanı sıra, henüz ayrıntıları kamuoyuna açıklanmamış yeni görevler üstlenecek olmanın mutluluğunu yaşıyor.

İşçi ve emekçilerin azımsanmayacak bir bölümü, yıllardır sürdürülen gerici propagandanın da etkisiyle, NATO’ya ve zirvede alınan kararlara destek veren bir tutum sergiliyor. Oysa NATO kurulduğu günden bu yana saldırıların, savaşların ve iç savaşların örgütleyicisi. Birçok ülke ve bölgede yaşanan çatışmaların doğrudan sorumluluğunu taşıyor. İşte bu emperyalist barbarlık örgütünün ülke savunması için gerekli olduğu yalanına inandırılanlar, alınan kararların ülkenin çıkarına olduğunu sanıyorlar. Saray rejimi de aynı propagandayı büyüterek, üstlendiği ve üstlenmeye hazırlandığı yeni uğursuz rolleri perdelemeye çalışıyor.

Zirvenin üzerinden geçen kısa sürede yaşanan gelişmeler bile bu yalan perdesini aralamaya yetiyor. Zirve sona ermeden İran’a yönelik yeni saldırıların başlaması, Ukrayna’daki savaşın sürdürülmesi için verilen yeni destek kararları, savunma bütçelerinin artırılması ve imzalanan askeri teçhizat anlaşmaları, savaş hazırlıklarının somut göstergeleri olarak öne çıkıyor. Saray iktidarı da bu hazırlıkların bir parçası olarak, NATO’nun ileri karakolu rolünü daha etkin biçimde üstlenmeye, gerektiğinde sıcak çatışmaların içine kadar sürüklenmeye hazır olduğunu gösteriyor.

Başka türlüsü de zaten düşünülemezdi. NATO’ya üye olmasıyla pekişen emperyalist bağımlılık ve Amerikancılık, sermaye düzeninin iliklerine işlemiş somut bir gerçekliktir. Dönemsel kimi kısmi gerilimleri bir kenara bırakırsak o günlerden bugüne Amerikancılık gelişip güçlenmiştir. Sermaye çevrelerinin yönü hep batı emperyalizmi iken, iktidardaki ve muhalefetteki tüm burjuva partilerinin ekonomik, sosyal, siyasal ekseni Washington olmuştur. Askeri stratejilerin adresi ise Pentagon’dur. Sermaye düzeni için her zaman ABD eksenli batı dünyasının çıkarları belirleyicidir.

AKP döneminde bu bağımlılık yalnızca korunmamış, daha ileri bir düzeye taşınmıştır. Kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan “bağımsız dış politika” algısının aksine yaşanan gelişmeler bunun tersini göstermektedir. ABD’nin sapkın başkanı Trump’ın zirve boyunca ve öncesinde ikide bir ifade ettiği gerçekler de bunu gösteriyor. Aynı zamanda gündemdeki S400’ler, İran, Suriye ya da Ortadoğu’da savaş ve saldırganlık üzerinden takınılan tutum bunu tartışmasız bir biçimde ortaya koyuyor.

NATO zirvesi sırasında bizzat en üst düzeyde dile getirilen, “daha ileriden misyon alma”, “Avrupa’nın güvenliği için Türkiye’nin önemi” ve “büyük kara ordusu gücünü NATO bünyesinde daha etkin kullanma” yönünde açıklamalar yapıldı. Bu, emperyalistlerin hizmetinde yeni görevler üstlenme isteğinin açık ilanından başka bir anlam taşımıyor.

Saray rejimi ve temsil ettiği sermaye düzeni, emperyalist efendilerinin çıkarları uğruna dünyayı daha büyük bir yıkıma sürükleyecek savaş politikalarının destekçisi durumundadır. Ülkeyi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşmaya hazır olan iktidar, bunun karşılığında ise kendi gerici rejimini tahkim etmeyi hedeflemektedir.

İşçi ve emekçiler, emperyalist barbarlığa, kapitalist sömürüye ve ülkeyi emperyalist savaş politikalarının taşeronu hâline getirmek isteyen saray düzenine karşı mücadeleyi büyütmek zorundadır. Bu mücadele güçlendirilmediği takdirde savaşın yıkımı, açlık ve yoksulluk, baskı ve zorbalık kaçınılmaz olacaktır.