Emperyalist-kapitalist sistem ayakta kaldığı sürece bu ölüm ve yıkım döngüsü kırılamayacaktır. İşçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik direnişinin örülmesinin dışında bir çıkış yolu yoktur.
Soykırım suçundan aranan İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Trump, 11 Şubat’ta bir kez daha görüştüler. Böylece son 13 ayda 7. görüşme yapılmış oldu. Oysa Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) aldığı karar gereği Netanyahu’nun tutuklanması gerekiyordu!
Elbette UCM kararı, “maskesiz emperyalist” Trump’ın umurunda bile değil. Zira ne yasa ne kural ne anlaşma ne de sözleşme tanıyor. ABD egemenliğini pekiştirmek için haydutça yöntemlere başvurmaktan, elinin altındaki devasa savaş aygıtıyla dünyayı kan gölüne çevirmekten çekinmeyeceğini ilan ediyor. Kuşkusuz Trump kafasına göre iş yapmıyor. Bu haydutça saldırganlık artık kapitalist-emperyalist sistemin yönetme biçimidir. Trump ve çevresindekiler ise onun icraatçıları…
Trump ile ırkçı-faşist ekibi ülkeleri açıkça savaşla tehdit ediyor. Gazze’ye, Grönland’a, Panama kanalına, Kanada’ya çökmek istiyor. Venezuela’da olduğu gibi bir devletin başkanını kaçırıp hapse atıyor. Patlayan Epstein lağımı, bunların sadece sapkın değil, aynı zamanda ırkçı-faşist, savaş suçlusu, dünyaya hâkim olmak için her yola başvuran vahşi kapitalistler olduğunu ortaya koyuyor. ‘Bu dünyanın tek efendisi bizleriz. Bize biat etmeyenleri bombalarla, yıkımlarla, kıyımlarla dize getiririz’ tehditleri savuran Trump’ın başında bulunduğu çete, Gazze’de yaptırdığı soykırımla zihniyetini tüm dünyaya göstermiş bulunuyor.
Ancak soykırım yapmak zafer kazanmak anlamına gelmiyor. Nitekim ne Filistin halkı teslim oldu ne ABD-İsrail barbarlığına direnenlerin iradesi kırılabildi. Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdü eş-Şabi, Yemen’de Husi Ansarullah Hareketi, tüm saldırı ve tehditlere rağmen, emperyalist-siyonist güçlere karşı direnişçi tutumlarını sürdürüyor.
Ortadoğu’da “çatlak ses” duymak istemeyen Trump yönetimi ile İsrail’deki soykırımcı rejim, direniş noktalarını ortadan kaldırmak için vahşette sınır tanımıyor. Bunun için Suriye’yi cihatçı terör şebekelerine teslim ettiler. Hizbullah ve ona destek veren toplum kesimlerine vahşet uyguladılar. Gazze gibi Güney Lübnan da her gün İsrail tarafından bombalanıyor. Yemen’deki Husiler hem Suudi Arabistan hem İsrail’le birlikte hareket eden Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kuşatılmaya çalışılıyor. Elbette esas hedefleri İran’dır.
Trump ve Netanyahu’nun Beyaz Saray’da yaptıkları görüşmenin tek gündemi savaştı. Kimi iddialara göre Trump ile Netanyahu arasında fikir ayrılıkları var. Elbette her konuda hemfikir değiller. Ancak Gazze başta olmak üzere halklara karşı birlikte suç işlediler ve işlemeyi sürdürüyorlar.
İran ise onlar için “yutulması zor bir lokma”. Haziran 2025’te İran’a saldırdılar, ancak ummadıkları bir karşı saldırıyla yüz yüze kaldılar. Balistik füzelerin Tel Aviv’e düşmesi engellenemeyince, İsrail ateşkes talep etmek zorunda kaldı. Şimdi yine İran’a saldırı ana gündemleri. Ancak İran’ın saldırıya karşılık verme imkânları onları tedirgin ediyor. Nitekim bir yandan tehditleri sürdürürken, bir yandan da masada pazarlık yapıyorlar.
Askeri yığınak ise devam ediyor. Bölgeye savaş gemileri, bombardıman uçakları, tanker uçaklar vb. ağır silahlar konuşlandırıldı. Savaş istemeyen İran, saldırıya maruz kalırsa tüm gücüyle karşılık vereceğini açıklıyor.
Çete başı Trump bölgede “barış ve istikrar” istediklerini söylüyor. Gazze ve Suriye tabloları, emperyalistlerin “barış ve istikrar” ile neyi kastettiklerini ortaya koyuyor. Yakıp yıkarak, soykırım yaparak, cihatçı-faşist çeteleri işbaşına getirerek “barış”ı sağlıyorlar.
Emperyalist-kapitalist sistem ayakta kaldığı sürece bu ölüm ve yıkım döngüsü kırılamayacaktır. İşçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik direnişinin örülmesinin dışında bir çıkış yolu yoktur.



