Pazartesi, Temmuz 27, 2026

1968’den bugüne, 6. Filo’dan NATO Zirvesi’ne…Emperyalizme geçit yok!

Dün Vietnam’da halkları katledenler, bugün Filistin’de, Ortadoğu’da, Ukrayna’da ve dünyanın dört bir yanında savaş politikalarını sürdürüyor. Dün gençliğe saldıran düzen, bugün de işçileri, emekçileri ve gençliği yoksulluk, baskı ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakıyor.

Onlar, bir halkın bilinci ve umudu oldular

Eylemler, direnişler, boykotlar, grevler birbirini izlerken Denizler’i bir adım öne çıkaran ise yürüttükleri mücadele içinde tüm bu yaşananların bir düzen sorunu olduğunu ve çözümünün ancak bu düzenin yıkılmasından geçtiğini kavramaları oldu.

“Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!”

Kapitalizm, bir sömürü, baskı ve zorbalık düzenidir. Ve 1 Mayıs, bu insanlık dışı düzene karşı işçi sınıfının eşit ve özgür bir dünyanın tek temsilcisi olduğunu dosta, düşmana hatırlattığı gündür. Dünyanın dört bir yanında iki sınıfın karşı karşıya geldiği bu büyük günde Türkiye işçi sınıfı da 1976 yılında gerçekleştirdiği o görkemli çıkışın ruhuyla bir kez daha meydanlarda olmalıdır/olacaktır.

‘89 eylemleri: İşçilerin baharı

Bahar Eylemleri ise aradan geçen zamana rağmen izlenmesi gereken yolu göstermeye devam etmektedir. Yapılması gereken, dünün dersleri ile sınıf hareketini yeniden toplum çapında etkin bir güç haline getirmeyi başarmaktır.

İran Devrimi nasıl gerçekleşti?

Şah Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979’da İran’dan kaçtı. Görevlerini İran Vekâlet Konseyi’ne ve Başbakan Şapur Bahtiyar’a bıraktı. 11 Şubat 1979’da İran ordusu tarafsızlığını ilan etti. Şah kaçmayı başarsa da rejimi tarihin çöplüğüne atıldı. İran Devrimi, en zorba rejimlerin bile halkın isyanı ve işçi sınıfının şalteri indirerek isyana katılmasıyla yıkılabileceğini kanıtlamıştır.

“İdama gidiyorum. Benimle gurur duymalısın!”

Sukacidis, infaza yürürken babasına “Benimle gurur duymalısın!” diyordu. Ama onunla ve aynı duvarın dibinde, “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” yoldaşlarının kararlı duruşlarıyla gururlanan sadece bu 200 komünistin aileleri değildi. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları da onlarla gurur duyuyor...

TARİH / Tüm Yazılar

Dünyayı sarsan DEVRİM

İşçiler yönetirse…

Fatsa’nın fikri…

Bu pazar Kanlı Pazar…

İşçiler yönetirse…

KAPAK

“NATO defol!” demeye devam edeceğiz!

Bütün baskılara, yasaklara ve devlet terörüne rağmen zirve boyunca binlerce ilerici, devrimci ve sosyalist gözaltı ve tutuklama tehdidini göze alarak sokaklara çıktı, emperyalist savaş planlarının karşısına “NATO defol!” sloganıyla dikildi. Şimdi görev, bu sesi daha da büyütmek, fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde, okullarda ve meydanlarda “Halkların katili NATO defol” diye haykırmaya devam etmektir.

NATO karşıtı mücadele sorumluluğu

Sonuç olarak, 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO karşıtı eylemler kitlesellik bakımından sınırlı kalmış olsa da, bütün yasaklara, gözaltılara ve saldırılara rağmen bu eylemlerin gerçekleştirilebilmiş olması son derece anlamlıdır. Bu durum, bu topraklardaki anti-emperyalist mücadele geleneğinin hâlâ canlı olduğunu ve tüm baskılara rağmen varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.

NATO zirvesinin bir kez daha gösterdiği gerçek…

Saray rejimi ve temsil ettiği sermaye düzeni, emperyalist efendilerinin çıkarları uğruna dünyayı daha büyük bir yıkıma sürükleyecek savaş politikalarının destekçisi durumundadır. Ülkeyi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşmaya hazır olan iktidar, bunun karşılığında ise kendi gerici rejimini tahkim etmeyi hedeflemektedir.

Savaşa değil emekçilere bütçe!

İşçi ve emekçiler olarak, kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini ve emeğimizi savunmak için, NATO’ya ve savaş bütçelerine karşı çıkalım. Dünya çapında ve özellikle yanı başımızda Ortadoğu’da yeni savaş hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” talebiyle birlikte “Savaşa değil, emekçiye bütçe”, “eğitime bütçe” ve “sağlığa bütçe” taleplerini güçlü bir şekilde yükseltelim

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3

Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş

Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1

“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”