Salı, Mart 3, 2026

8 Mart kutlamasının fitilini yaktığı devrim: 1917 Şubat Devrimi

“Kadın işçilerin 8 Mart’ı grevle karşılama kararlılığıyla başlayan Şubat Devrimi, sömürünün ve yoksulluğun en yoğun yaşandığı alanlardan yükseldi. Kadınlar yalnızca kendi taleplerini yükseltmekle kalmadılar, bütün bir düzeni sorgulamanın önünü açtılar. Çarlığın yıkılması, kitlelerin siyasal özne haline gelmesi ve Sovyetler’in ortaya çıkışı, işçi sınıfının iktidara yürüyüşünün ilk büyük adımıydı. Bu adım, ekmek isteyen, savaşa hayır diyen ve yaşamlarını savunmak için sokağa çıkan kadın işçilerin eylemiyle atılmıştı.”

Stalingrad’dan bugüne… Emperyalizm yenilmez değildir!

Stalingrad, 83. yılında bize bir kez daha hatırlatmaktadır: İşçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar emperyalist saldırganlık karşısında güçsüz ve çaresiz değildir.

Latin Amerika’nın devrimci damarı

“Her şeye rağmen Latin Amerika halkları yoksulluğun son bulduğu eşit bir yaşam özlemiyle mücadele etmeye devam ediyorlar. Bu özlemin karşılığı bulması ise, 77 yıl önce Küba’nın açtığı yoldan ilerlemekten, emperyalist-kapitalist sömürü düzeni ile tüm bağları koparmaktan, işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin iktidarını kurmaktan geçiyor.”

Zonguldak madenci yürüyüşü 35. yılında…

“Zonguldak direnişi, ‘70’li yıllarda kitleselleşen ve siyasal bir içerik kazanan işçi sınıfı mücadelesinin, 1980 faşist darbesinin ardından yeniden toparlanma çabalarının doruk noktası olarak yaşandı. Mengen barikatlarından geri dönülmek zorunda kalınması ise işçi hareketinin yaşadığı gerilemenin, ucu bugünlere uzanan kapsamlı yıkım saldırılarının önünü açmış oldu.”

Erdal Eren emeğin kurtuluş mücadelesinde yaşıyor!

Erdal Eren, devrim ve sosyalizm inancını kuşandı, sendelemeden, inanç dolu adımlarla idam sehpasına yürüdü. Başı dik, alnı açıktı. Ölüm karşısında titremedi. Duruşuyla devrim mücadelesi tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Adı hep mücadele ve dirençle anıldı. Erdal Eren’i yaşatmak; fabrikalarda, işyerlerinde, sokakta, okulda emeğin kurtuluş mücadelesine omuz vermektir.

Netaş Direnişi: 1980 darbesine ilk cevap

Netaş direnişi, darbe rejimini oluşturmak için her türlü çabayı gösterdiği sessizlik ve mücadelesizlik dayatmasını yırtan ilk büyük fabrika direnişlerinden biri olarak tarihe geçti. Fabrika önünde tutulan nöbetler, ailelerin, işçilerin, devrimcilerin dayanışması, gece gündüz süren toplantılar, işçi sınıfının birleştiği ve ortak bilince kavuştuğu bir sürece dönüştü.

TARİH / Tüm Yazılar

Dünyayı sarsan DEVRİM

İşçiler yönetirse…

Fatsa’nın fikri…

Bu pazar Kanlı Pazar…

İşçiler yönetirse…

KAPAK

Zulmünü artır ki çöküşün hızlansın!

“İşçi sınıfı eğer daha iyi çalışma ve yaşam koşulları istiyorsa, yalnızca ekmeği için değil demokratik hak ve özgürlükleri için de kavgaya atılmak zorundadır.”

İnsanca yaşam ancak mücadeleyle kazanılır!

Yaşamlarımızı, emeğimizi ve geleceğimizi sömüren asalak kapitalist sınıf karşısında, korkuya değil dayanışmaya, dağınıklığa değil birliğe, sessizliğe değil örgütlü mücadeleye yaslanmak zorundayız. İşçi ve emekçiler için başka bir yol yoktur. Tek gerçek çözüm, işçi sınıfının kendi gücüne güvenerek kararlı ve birleşik bir mücadele hattı örmesidir.

Epstein, çürüyen düzenin aynasıdır

Suçluların cezalandırılması elbette gereklidir. Ancak bu suçların üzerinde yükseldiği ve onları besleyen emperyalist-kapitalist düzen yıkılmadan, sınıflar arası eşitsizlik ve buna dayalı sömürü düzeni ortadan kaldırılmadan insanlık bu çürümeden kurtarılmaz. Epstein Adası’ndan yükselen çocuk çığlıkları, işçi sınıfını bu lanetli düzeni yıkmaya çağırıyor.

İşçi sınıfına reva görülen sefalet

Ücretlere yapılan sefalet zamlarından artan vergi yüküne, esnek üretim düzenlemelerini içeren yasa tasarılarından kıdem tazminatını gasp etmeye yönelik planlara kadar, hem mevcut uygulamalar hem de gündeme getirilen adımlar, önümüzdeki dönemin daha sert saldırılara sahne olacağını gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, 2026 yılında işçi sınıfının daha güçlü ve örgütlü davranması gerektiğini ortaya koyuyor.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş

Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1

“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”

Demokrasi kavramı üzerine 5 / İşçi demokrasisi

İşçi demokrasisinin, burjuva demokrasisinden binlerce kat daha demokratik ve üstün olduğu gerçeği gerek Paris Komünü deneyimi gerekse 1917 Ekim Devrimi’yle somut olarak doğrulanmıştır.