Cuma, Nisan 17, 2026

Acıyı bal eylemek…

1963’te İstanbul İstinye’deki Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin grevi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde bir dönüm noktasıydı. Grevin yasak olduğu bir dönemde Kavel işçileri, fiili ve meşru mücadeleleriyle grev hakkının önünü açtılar. Kendini her zaman bir işçi olarak gören ve şiirlerinde buna vurgu yapan Hasan Hüseyin, bu grevden büyük bir coşku duydu. “Kavel” şiirini yazdı ve yayımlanan ilk kitabına bu adı verdi.

“Maden”: Alın teri kömür karasına karışanların hikayesi

Maden filmi, devrimci bir işçi olan İlyas’ın, diğer işçileri kölece çalışma ve yaşam koşullarına ve patronla iş birliği içindeki sendikal bürokrasiye karşı birleştirme çabasını konu alır.

“Kâğıt, kurşun ve basımevi kokusuyla” İlhan Erdost!

7 Kasım 1980’de katledildi İlhan Erdost. 12 Eylül faşist darbesinin hemen ardından yasaklanacak, yok edilecekler listesindeydi. Ödediği ağır bedel ve kısacık ömründe “kağıt, kurşun ve basımevi kokusuyla” abisiyle birlikte topluma kazandırdıkları eserler unutulmayacak...

Emperyalist saldırganlığı örten maske: Nobel Barış Ödülü

Bize “barış ödülü” diye sunulan şey, emperyalist sistemin egemenliğini sürdürmek için verdiği onay mühürlerinden ibarettir. Bu ödüller, işgalleri aklamanın, halkları açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmenin, emperyalist saldırganlığı cilalamanın vitrinidir. Gerçek barış ise bu vitrini yerle bir edenlerin, bu düzene karşı ayağa kalkanların eseri olacaktır. Özgürlük ve barış, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesiyle gelecektir.

Hanzala hep 10 yaşında, hep sırtı dönük…

“Naci’nin Filistinlisi, sırf veraset yoluyla Filistinli olanlar değildir. Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim… Hepsi Filistinlidir.” Mahmut Derviş

Diktatöre karşı tek ses: “Venseremos/Biz kazanacağız!”

Emperyalizm sömürü ve katliamlarıyla dünyada kol gezmeye devam ediyor. Ortadoğu kan gölüne çevrilirken, Latin Amerika ülkelerinde faşist baskı ve ambargolar hüküm sürüyor. Bu baskı ve sömürü düzenine karşı özgürlük ve insanca bir yaşam mücadelesi verenlerin dillerinde de Viktor Jara’nın Venseromos’u/Biz Kazanacağız’ı söylenmeye devam ediyor. Viktor Jara ve daha nice devrimci katledilmiş olsa da, mücadelenin vazgeçilmez besteleri olan türküleri ve marşları ile işçi ve emekçilerin dillerinde yaşamaya devam edecekler.

KÜLTÜR SANAT / Tüm Yazılar

Acıyı bal eylemek…

Savaş, faşizm ve sanat

Tek renk kızıl!

Umut insanda…

Oppenheimer’ın külleri

KAPAK

Haydi 1 Mayıs’a!

Gün, emperyalist savaşa ve kapitalist sömürüye karşı mücadeleyi büyütme günüdür. Alanları ve meydanları taleplerimizle zapt etme, sermaye sınıfına gücümüzü gösterme zamanıdır. Gün; sınıf kavgasını güçlendirme, 1 Mayıs’ın sönmeyen ateşini harlama günüdür. Fabrikalardan, sanayi bölgelerinden, emekçi mahallelerinden meydanlara akmanın şimdi tam zamanıdır. Haydi 1 Mayıs’a!

Omuz omuza 1 Mayıs’a!

İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta, krizin faturasına olduğu kadar demokratik hak ve özgürlüklerimize karşı yapılan saldırılara karşı da alanları doldurmalıyız. Taleplerimizi haykırmalı, kölece çalışma ve yaşam koşullarına karşı sermaye düzeninin karşısına çıkmalıyız. Ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyduğumuz demokratik haklarımıza ve özgürlüklerimize sahip çıktığımızı göstermeli, Saray iktidarının etrafımıza örmeye çalıştığı duvarları omuz omuza verip yıkmalıyız.

Yaklaşan 1 Mayıs için öncü işçiye notlar…

Üretim alanında örgütlenmeyen bir güç, mücadeleyi ileriye taşıyamaz. Bu yüzden mesele yalnızca 1 Mayıs günü alanlarda olmak değildir. O güne kadar fabrikalarda kurulan ilişkilerle, oluşturulan birliklerle ve yükseltilen taleplerle alanlara gitmektir. 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının kendi gücünü büyüttüğü ve örgütlülüğünü daha ileriye taşıdığı bir mücadele dönemine çevirmektir.

Tutmayan hedefler, bahaneler ve fatura

İktidara ve onun hizmet ettiği yerli ve yabancı tekellere, onların baskı ve sömürü düzenine karşı işçi sınıfının birleşik mücadelesi örgütlenmeden, programıyla birlikte bizzat kendileri çöpe atılmadan, işçi sınıfı ve emekçilerin içinde bulunduğu cendereden çıkmak şansı yoktur. TCMB’nin mektubunun bir kez daha teyit ettiği acı gerçek budur.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3

Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş

Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1

“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”

16-31 Mart 2026

SAYI 076